Marmara'nın kâbusu-2: Müsilajdan sonra şimdi de deniz köpüğü!

Gamze Bal
Gamze Bal

Marmara'nın kâbusu olan kirlilik aslında tüm denizlerimizin de kâbusu. Öyle ki Kuzey Ege'de müsilajdan sonra yine kirlilikten kaynaklanan deniz köpüğü tekrar oluştu. Uzmanlar Ege Denizi'nde yaşayan canlı çeşitlerinin son 50 yılda 500 türden 50'ye düştüğünü söylüyor. Yazı dizimizin ikinci bölümü👇

08.06.2021 09:51 | Son Güncelleme : 08.06.2021 13:17

'Marmara'nın kâbusu' yazı dizimizin dünkü ilk bölümünde, müsilaj tartışılırken her gün 25-30 milyon insanın 10 milyon metreküpü aşkın atığının Marmara Denizi'ni boylamaya devam ettiğini ortaya koymuştuk. Bugün ise Marmara ile gündeme gelen deniz kirliliğinin aslında tüm denizlerin sorunu olduğunu, bu kirlilikten dolayı Ege Denizi'nde neler yaşandığını anlatacağız.

Marmara Denizi'nde yıllardır biriken kirliliğin uygun sıcaklıkla birleşmesi sonucu patlayan müsilaj sonrası, şimdi de Kuzey Ege'de yine kirlilik kaynaklı deniz köpüğü görülmeye başlandı. 

Haberglobal.com.tr'ye konuşan Hidrobiyolog Levent Artüz, "Şu an Ege Denizi'nde iki ayrı sorun var. Birincisi Marmara Denizi'ndeki ana müsilaj kütlesinden kopup akıntıyla Kuzey Ege'ye ulaşan müsilaj. Diğeri de farklı bir planktonun köpüklenme yaratması. Bu, müsilajdan farklı bir oluşum. Birbirine karıştırılmamalı" dedi.

Bu sorunun Ege Denizi'nde ilk kez yaşanmadığı, ancak uzun zamandır da görülmediği ifade ediliyor.

Uzmanlar, gerek müsilajın gerekse deniz köpüğünün kirlilikten dolayı oluştuğunu anlatıyor. Yıllardır denizlerin insan eliyle kirletilmesi, müsilajı ve köpüğü meydana getiren farklı mikroskobik canlıların üremesi için gerekli gıda maddesini oluşturuyor. Müsilaj için uygun hava ve sıcaklık gerekirken, köpük için de deniz yosunlarının ani artışı etkili oluyor.

Hidrobiyolog Levent Artüz, Kuzey Ege'de farklı bir planktonun sebep olduğu köpüklenmenin fotoğraflarını haberglobal.com.tr ile paylaştı.

"UYGUN SICAKLIK OLSAYDI GEÇEN SENE KONUŞACAKTIK"

Öte yandan, Marmara Denizi'ndeki müsilaj Kuzey Ege'ye de ulaştı. Ancak burada görülen müsilajın Saroz Körfezi'nde görülmeye başlamasının iki nedeni olacağını söyleniyor: Hem Saroz'un kendi kirliliğinin uygun sıcaklıkla birleşmesi sonucu oluştuğu ihtimalleri üzerinde durulurken, bir diğer nedenin de bu müsilajın Marmara Denizi'nden kaynaklanabileceği yönünde.

Fotoğraf Kuzey Ege kıyılarında çekildi. Kaynak: Hidrobiyolog Levent Artüz.

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Fakültesi Prof. Dr. Muhammet Türkoğlu, "Marmara'da olan her şey Ege'ye de taşınır" diyor.

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Genel Başkanı Ahmet Dursun Kahraman ise, "Müsilajı ya da köpüğü oluşturacak mikroskobik canlıların üremesi için gerekli gıda maddesi kirlilik yoluyla yıllardır oluşturuluyor. Buna bir de uygun hava ve su sıcaklığı eklenince bu canlıların nüfusunda bu yıl patlama yaşandı. Eğer uygun sıcaklık geçen sene oluşsaydı bu sorunları geçen yıl konuşmuş olacaktık" diye konuştu.

TAVŞAN ADALARI, BOZCAADA AÇIKLARI...

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yeşim Büyükateş ise, müsilajın Çanakkale Boğazı'nda yoğun olduğu bölgeden itibaren, Tavşan Adaları ve Bozcaada açıklarından Limni Adası'na doğru giderek oradan dağıldığının gözlemlendiğini aktardı. Büyükateş, lodos estiği zaman akıntı ve yukarı sularının etkisiyle de Saros Körfezi'ne girebildiğinin bilgisini verdi.

MARMARA'DAKİ KİRLİLİK KUZEY EGE'Yİ VURUYOR

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Fakültesi Prof. Dr. Muhammet Türkoğlu, Marmara Denizi'nin insan eliyle aşırı derecede kirletilen bir deniz olduğuna vurgu yaparak bu kirliliğin ister istemez Kuzey Ege'ye de taşındığına, Marmara'dan gelen kirlilik yükü nedeniyle Kuzey Ege'nin Güney'e göre daha sorunlu olduğuna dikkat çekiyor.

EGE'DE CANLI ÇEŞİTLİLİĞİ 500'DEN 50'YE DÜŞTÜ!

Bunun etkisiyle Gökçeada'da Saroz Körfezi'nde Marmara Denizi'ndeki kadar olmasa da müsilaj oluştuğunu belirten Türkoğlu, şöyle devam etti:

"Şu an Kuzey Ege'de görülen müsilaj Marmara kaynaklı olsun ya da olmasın Ege Denizi'nde de müsilajın oluşumu için gerekli ortam var. Özellikle Saroz Körfezi, kuzey rüzgarlarına açıktır. O rüzgarlar tarafından yüzey suyu sürüklenir. Dipte su da plankton üretimini artırması bakımından verimli. Buna bir de deniz sıcaklığının artması eklenince müsilajı, köpüğü oluşturan plankton üretimi için gerekli ortam sağlanmış oluyor."

Prof. Dr. Muhammet Türkoğlu ayrıca, son 50 yılda Ege Denizi'nde avlanabilir balık türünün 500'den 50'ye düştüğü bilgisini verdi. 

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Genel Başkanı Ahmet Dursun Kahraman

"KARADENİZ'DE DE PATLAR"

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Genel Başkanı Ahmet Dursun Kahraman, müsilajın sadece Marmara Denizi'nde yaşanan bir sorun olmadığına dikkat çekerek "Yıllardır şehrin tüm atığını denize verdik. Bunlar müsilajı oluşturan canlılar için gıda maddesidir. Bu, sıcaklıkla birleşince patlama yaşandı" diyor.

"Marmara iç deniz olduğu için daha önce ısındı" diyen Kahraman, "Diğer denizlerde henüz müsilaj yoksa bile olmayacağı anlamına gelmez. Ege Denizi ve Karadeniz'de de uygun sıcaklık oluşunca müsilaj oralarda da yaşanmaya başlayacak" diye konuştu.

Karadeniz ve Akdeniz'deki kirliliği anlattığımız haberimiz:👇

TAŞ OCAKLARI VE KANAL İSTANBUL...

Hidrobiyolog Levent Artüz, bilime aykırı projelerle Ege Denizi'nin de akıbetinin Marmara'dan farklı olmayacağı konusunda uyarıyor ve şöyle diyor: "Belki 10 belki 20 yıl sonra Ege Denizi'ni de kaybedebiliriz. Başta taş ocakları olmak üzere yapılması istenen, düşünülen böyle projelerden geri adım atılıp, akılcı bir yol izlenmeli" değerlendirmesinde bulundu. 

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Genel Başkanı Ahmet Dursun Kahraman ise, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın açıkladığı Eylem Planı'na ilişkin şu endişelerini paylaştı: "Eylem planındaki maddeler olumlu ancak önemli olan bu plandan sonra yapılacak uygulamalar... Yeni ihale vurgunlarına dönüşecek olmasından dolayı endişeliyiz."

ÇÖZÜM NE?

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yeşim Büyükateş ise, çözüm için ise şunları önerdi:

"Kısa vadede, evsel, endüstriyel ve kanalizasyon atıkları gibi Noktasal kaynaklı denizi kirletici etmenlerin ortama arıtılmadan deşarjı ortamın taşıma kapasitesini azaltır. Dolayısıyla bu tür faaliyetlerden kaçınmak gereklidir. Uzun vadede ise havza yönetimi, birer biyolojik arıtma sistemi gibi görev yapan sulak alanların korunması, aşırı avcılık üzerine çözümler, kıyı erozyonunun önlenmesi, habitat kaybının engellenmesi, yağmur suyu ve evsel-kanalizasyon atık deşarjının ayrılması, doğal balıkçılıktan çok temiz balık yetiştiriciliğinin desteklenmesi kurumsal olarak belediyeler, ilgili bakanlıklar, STK’lar, meslek örgütleri, bilim insanlarının el birliği ile çalışmasıyla düzenlenebilir."

gamze.bal@haberglobal.com.tr

Kaynak: Özel Haber

Sıradaki Haber Yükleniyor