Heykellerimiz neden bir tuhaf oldu? 'Kentlerin simgesi haline gelen yığınlar...'

Ata Demirer'e benzeyen boksör, çatala batırılmış bir köfte, göle maya çalan Nasreddin Hoca… Türkiye'nin dört bir yanı estetik açıdan eleştirilen heykellerle doldu. Sorun ne? Çözüm ne olabilir? Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü Başkanı Profesör Neslihan Pala anlatıyor.

Heykellerimiz neden bir tuhaf oldu? 'Kentlerin simgesi haline gelen yığınlar...'

Ata Demirer’e benzeyen boksör… Çatala batırılmış bir köfte… Göle maya çalan Nasreddin Hoca gibi Türkiye’nin 781 bin kilometrekaresi adeta bir heykel cennetine dönüşmüş durumda. Her ne kadar zevk göreceli bir kavram olsa da vatandaşların önemli bir kısmı bu heykelleri estetikten uzak buluyor. Heykeller ya çok renkli ya da heykeldeki yüzlerde bir tuhaflık var.

Halbuki antik çağlardan bu yana Anadolu coğrafyasında çok önemli heykel okulları vardı. Örneğin İzmir’deki Efes Heykel Okulu ve Aydın’daki Tralles Heykel Okulu bunlara örnek gösterilebilir.

Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte de Türkiye’de heykel sanatına önem verilmiş. Güzel sanatlar fakülteleri kapsamında çok kıymetli heykeltıraşlar yetiştirilmişti.

Peki ne oldu da dünyada heykelciliğin en önemli örneklerinin verildiği bu coğrafyada işler ‘göle baya çalan Nasreddin Hoca’ heykeline dönüştü?

Haberglobal.com.tr’nin sorularını yanıtlayan Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü Başkanı Profesör Neslihan Pala kamuya açık alanlarda başarılı eserler olduğu gibi denetim eksikliğinden dolayı ‘estetikten yoksun olarak tanımlanabilen’ eserler de olduğunu aktarıyor.  

Samsun’un Vezirköprü ilçesinin girişine 4 yıl önce yerleştirilen 5 metre boyundaki yassı semaver anıtı sosyal medyada eleştiri konusu oldu. Tepki gösterenler heykelin kaldırılmasını istedi. Belediye Başkanı İbrahim Sadık Enis, “Vezirköprülü olmayan insanlar böyle bir çalışma içerisinde ve bunun tamamen bir oyun olduğunu düşünüyorum" derken, ilçeye daha önce koyulan semaver anıtı ise 1 gün kaldıktan sonra tepkiler üzerine kaldırılmıştı.

‘SANAT DENETİM KURULLARI’

Pala, “Düşünün, yerel belediyelere, bir restoran sahibi dahi ürününün 'heykelini' yaptırmak için başvuruda bulunabiliyor ve gördüğümüz üzere de gerçekleşebiliyor. Sorun, buna engel olabilecek sanat denetim kurullarının olmamasıdır” diyor.

Profesör Neslihan Pala

‘KAMUSAL ALANDA ESER BÜYÜK SORUMLULUK’

Yerel yönetimlerin heykel yapma işini hafife aldıklarını ifade eden Pala, kamusal alanda bir eser yapmanın büyük sorumluluk olduğunu söylüyor.

Kamusal alanın daha kaliteli hale gelmesi, kamu bilincinin gelişmesi ve estetik duygu yaratılması için sanat eserlerinin kentlerin vazgeçilmezi olduğunu vurgulayan Pala, “Kentsel sanat, mekânı ve mekanın anlamını tanımlamada potansiyel bir rol oynar. Ama, gördüğümüz ve dikkatini çektiğimiz, estetikten yoksun çalışmaların, mekanların kalitesini düşürdüğünü, hafızalarda olumsuz etki yarattığını ve gözün eğitilmesi yönünde katkı sağlamadığını yönetimlerin algılaması gerekir” ifadelerini kullanıyor.

Diyarbakır'da Havalimanı Yonca Kavşağı'nda çevre düzenlemesi yapılan alana yerleştirilen karpuzun içindeki bebek ile kadayıf ustası maketleri, gelen eleştiriler üzerine Vali Münir Karaloğlu'nun talimatı ile kaldırıldı. Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan açıklamada, heykellerin gelen eleştiriler doğrultusunda yenilenerek tekrar aynı alanlara konulacağı belirtildi.

‘BU YIĞINLARIN HESABINI KİM VERECEK?’

Profesör Pala söz konusu heykellerin kentlerin simgesi haline gelen ‘yığınlar’ olarak belirtirken “Görüntü kirliliği ve hatta kentin simgesi haline getirilen “yığınlar”ın hesabını kim verecek? Bu çalışmalara “kitsch”de diyemem, çünkü kitsch de izleyici üzerinde estetik bir duygu yaratabilen bir sanat formudur” diyor.

Pala sorunun aşılması için yerel düzeyde de sanat danışma kurulları oluşturulması gerektiğini aktarıyor.

Cumhuriyet dönemi ile birlikte Türkiye’de halk sokaklarda Atatürk heykelleri görerek heykelcilikle tanıştı. 1950’den itibaren ise Türk heykeltıraşları yeni malzemelerle de birlikte yeni form arayışlarına girdiler. Örneğin 1950-1960 yılları arasındaki dönem Pala’ya göre modern sanata geçiş dönemi olarak adlandırılıyor. Söz konusu dönemde özgün kamusal alan heykellerini ortaya çıkaran sanatçılar ise Şadi Çalık, İlhan Koman ve Kuzgun Acar olarak öne çıkıyor.

İlhan Koman'ın Akdeniz heykeli

Şadi Çalık'ın 50. yıl anıtı

can.mumay@haberglobal.com.tr

Kaynak: Web Özel