Türkiye normalleşmeye hazırlanıyor... Mevcut tabloda 'gevşeme' riskli mi?

Metin Aktaşoğlu
Metin Aktaşoğlu

Adım adım normalleşmeye gittiğimiz şu günlerde son olarak da bu yönde sinyal verdi. Peki mevcut tabloda "gevşeme" ne kadar mümkün, ne kadar riskli? Bu konuda farklı görüşler bulunuyor. Uzmanlar Haberglobal.com.tr okurları için yorumladı.

26.02.2021 11:47 | Son Güncelleme : 26.02.2021 14:25

Türkiye, yerinde karar dönemine geçmeye ve kontrollü bir normalleşme için adımlar atmaya hazırlanıyor. İllerdeki vakaların 100 bin kişiye oranlandığı haftalık tabloda 100 binde 35'in altında seyretmeyi başaran illerde 'gevşeme' ihtimali heyecan yaratırken 100 binde 10 ise daha büyük bir gevşeme anlamına gelecek.

DHA'ya konuşan Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mustafa Necmi İlhan “Haritadaki veriler 1 Mart’ta başlayacak ‘yerinde karar’ için anahtar olacak” ifadelerini kullandı ve “Ancak bu yaklaşım, mutlaka açılışa doğru gidecek bir yaklaşım değil. Bu sisteme göre eğer illerimizin vaka sayısı fazlaysa kapanmaya doğru da yol alma söz konusu olabilir” dedi.

Tabloda şu an yalnızca Hakkari, Şırnak, Muş ve Batman 100 binde 10'un altında yani “düşük riskli” kategorisinde yer alıyor.

Kontrollü normalleşmeye en yakın olan, yani 100 binde 36 seviyesinin altındaki iller ise şu şekilde: Afyon, Ağrı, Ankara, Bartın, Bayburt, Bingöl, Bitlis, Çankırı, Denizli, Diyarbakır, Erzincan, Eskişehir, Gaziantep, Iğdır, Isparta, Kahramanmaraş, Karabük, Kars, Kastamonu, Kırşehir, Mardin, Siirt, Şanlıurfa, Tunceli, Uşak, Van.

Peki mevcut tabloda normalleşmeye geçmek mümkün mü? Günlük vaka sayıları 10 bin civarında seyrederken ve toplam vaka sayısı yaklaşık 125 bin seviyesindeyken kısıtlamaları gevşetmek ne kadar riskli? 2020 yazından nasıl ders alırız?

Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Doğanay, İstanbul Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Pınar Saip ve Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Ahmet Soysal, Haberglobal.com.tr'ye konuştu.

Prof. Dr. Doğanay, “Hastalık geçirenlerin ve aşılananların oranı toplumun genelinde yüzde 60-70'lere çıkmadığı sürece bu dalgalanmalar gittikçe şiddetini azaltarak 3-4 yıl devam edebilir” ifadelerini kullandı ve aşılamanın öneminin altını çizdi: 

“Ama aşılama programını hızlandırıp, dünyadaki insan sayısının önemli bir kısmını aşılayıp, bağışıklayabilirsek, hastalığa dirençli hale getirebilirsek bir an önce bu salgının önüne geçmiş oluruz.”

Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Doğanay

'HASTALIĞIN DOĞASINDA VAR...'

“İçeri kapanmayla, kısıtlamayla, hayatı sınırlamakla belli bir süre kontrol edersiniz, tabiri caizse balonun ağzını gevşetince tekrar eski haline dönersiniz. Bu, hastalığın doğasında var” ifadelerini kullanan Prof. Dr. Doğanay, “Maske, mesafe, hijyen kurallarıyla, kapalı yerlere girmeme, AVM'lerde fazla zaman harcamama gibi kurallara uyararak hayatımızı ne kadar devam ettirebilirsek, normal yaşantımıza o kadar hızlı dönebiliriz” diye konuştu.

VATANDAŞLIK BİLİNCİ VURGUSU

Toplumsal bilinç vurgusu yapan ve “Hedefimiz toplumsal bilinci üst seviyeye çekmek ve aşılama programını hızlandırmak” diyen Bilim Kurulu Üyesi, Japonya örneği ile vatandaşlık bilincinin altını şöyle çizdi:

“Örneğin Japonya'da sadece kurallar söylenir ve insanlar kurallara uyar. Öyle cezayla, kurallara uydurulmaz. İnsanlar bilinçli ve eğitimlidir; kuralların kendisi için koyulduğunu bilir. Bizde ise kurallara uyma işi cezayla oluyor maalesef. Bunun vatandaşlık bilinciyle olması lazım. 'Ben kurala uymadığımda yanımdaki arkadaşıma, yakınıma, aileme ve çevreme zararlı olabilirim, hastalık bulaştırabilirim, enfekte olabilirim' bilincine ulaşmamız lazım.”

Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Ahmet Soysal

Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Ahmet Soysal ise “Sağlık Bakanlığı, açıkladığı vaka tablosunda hemen hemen tüm Türkiye'yi çok riskli ve riskli bölge olarak gösteriyor. Böyle bir tablo içinde normalleşmeye geçilmesinin doğru olmayacağını düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

2020 YAZI VURGUSU

Dr. Soysal, “Riskli veya çok riskli olarak belirtilen yerlerde normalleşmeye gitmek bizi yeniden, 2020 Haziran'dan sonraki normalleşme sürecine götürebilir” derken Prof. Dr. Pınar Saip de 2020 yazına vurgu yaptı:

“Vaka sayılarının paylaşılmaması ve kontrolsüz açılmanın bedelini günlük 250’lere çıkan ölüm sayılarıyla gördük. Hâlâ günde 70-80 ölüm olmakta. Bu ölümlerin önlenebilir bir hastalık nedeniyle olduğunu unutmayalım. Hastalık hem ekonomik hem de sağlık açısından daha çok emeği ile geçinen ve ev dışı çalışmak zorunda olan aileleri etkiledi.”

“Son açıklanan haritaya bakarsanız 'mavi' (100 binde 10'un altında) birkaç tane il var. Ancak o illerde normalleşme konuşulabilir” diyen Dr. Soysal, “TTB Genel Sekreteri Prof. Dr. Vedat Bulut da değinmişti; aslında hâlâ biz tam kapanma boyutunu tartışmalıyız, açılmayı değil...” sözleriyle tedbirin sıkı tutulması gerektiğinin altını çizdi.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, "Artık normalleşmeyi önceleyen bir döneme geçiyoruz; yerinde karar dönemi" ifadelerini kullandı. (Fotoğraf: İHA)

PROF. DR. SAİP'TEN ÇARPICI ÖNERİLER: "Günlük test sayısı 3-4 kat  arttırılmalı, aşılama programı çok hızlı uygulanmalı, ilgili meslek odaları, sendikalar, uzmanlık alanları, belediyeler mutlaka mutlaka karar süreçlerine katılmalıdır. İşkollarına göre, ilçelere göre hastalığın yaygınlık oranı belirlenerek, kademeli olarak açılmalar daha uygun olacaktır. Yoksa salgın iyice kontrolden çıkabilir... Ayrıca İstanbul gibi yüksek nüfuslu illerde ilçeler arası vaka sayısı farkı çok fazla bu nedenle ortalamalarla alınacak kararlar doğru olmayacaktır. İlçelerdeki test sayısı ve vaka sayısı bilgisi de çok önemli."

Gevşeme ve koronavirüs ile mücadelede aşılamanın önemi de aşikar. Tünelin ucundaki ışığa yaklaşmanın yolu toplumsal bağışıklıktan, toplumsal bağışığın yolu ise aşılardan geçiyor.

Vaka sayıları mutasyonun ve artan testlerin de etkisiyle Şubat ayında artış gösterirken vefat ve ağır hasta sayılarında düşüş trendi sürüyor. 5 Ocak tarihinde 14 bin 494, 20 Ocak tarihinde 6 bin 435, 5 Şubat tarihinde 7 bin 901, 25 Şubat tarihinde ise 9 bin 572 vaka görülmüştü. Normalleşme konuşulurken vaka sayılarında artış yaşanması endişe ile izleniyor.

Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Ahmet Soysal aşılanma noktasında da mevcut durumun memnun edici seviyeden uzak olduğu görüşünde:

“Şimdilik aşılama hızımız da yüz güldürücü değil. Sağlık Bakanlığı'nın resmi sitesinde var. 8 milyon kişiye aşı yapılmış, 1.5 milyon kişiye ikinci aşısı yapılmış. Yani ancak 1.5 milyon kişi tam aşılı. Türkiye'nin nüfusu 85 milyon. Buradan oranı bulun. Yüzde 60-70 oranında toplum bağışıklığı sağlanmadığı sürece attığınız her adım belli riskler getirecektir.”

İstanbul Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Pınar Saip

Topluma yansıyan ve tartışma yaratan kalabalık etkinliklerin moral bozucu bir etkisi olabileceğini de ifade eden Dr. Soysal, “Son zamanlarda kamuoyuna yansıyan toplantılar, cenazeler var... Sağlık Bakanı 'Kalabalık yerlere girmeyin' diyor ancak kamuoyuna yansıyan görüntüler ortada. O nedenle tamam, bölgesel boyutta bazı şeyleri düşünelim ancak düşünürken genel boyuttaki önlemleri de gözden kaçırmamamız lazım. Gözden kaçırırsak, illeri yarıştırmaya kalkarsak, sonuç elde edemeyiz” dedi.

Ancak tüm bunların yanında pandeminin psikolojik ve ekonomik boyutu da var. Bir yanda mevcut durum ve mutasyonlar, diğer tarafta ise esnafın yaşadığı sıkıntı ve psikolojik olarak toplumu etkileyen sosyalleşme ihtiyacı duruyor. “Eğer gevşeme kaçınılmaz olacaksa 'kontrollü bir normalleşme' nasıl sağlanabilir” sorusu da akıllara geliyor.

PROF. DR. SAİP: 'KONTROLLÜ NORMALLEŞME' 

“Cumhurbaşkanı ve Sağlık Bakanı gibi toplumun en önde gelen kişilerinin topluma örnek olmaları gerekir. Toplumun kurallara uyması için önce kendilerinin uyması gerek. En riskli alanlar yeterince havalandırılmayan, kapalı kalabalık salon toplantıları” diyen Prof. Dr. Saip normalleşme yolunu ise şöyle gösterdi:

“Kontrollü normalleşme için mutlaka test sayısının arttırılması ve işkollarına göre dağılımın bilinmesi gerekiyor. Özellikle okul sağlığı, iş sağlığı alanlarını da içeren 1. basamak sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi, kaynağının saptanması, gerekli izolasyonların yapılması, ihtiyaç hâklinde yayılım kaynaklarına göre kapanmaların yeterli sosyal ve maddi destek sağlanarak yapılması gerekir.”

Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Doğanay, bu noktada topluma ciddi iş düştüğü görüşünde: “Kapatmalarla, katı kurallarla hayatımızı uzun süreler boyunca devam ettiremeyiz. Hastalığın bu aşamasında yaşanacak düzelmeler, kural koyuculardan ziyade vatandaşın kurallara uyma gücüne ve iradesine bağlı.”

'SIKINTININ DA EŞİT DAĞILMASI LAZIM'

Dr. Ahmet Soysal ise “Burada bir takım toplumsal sıkıntıların ortaya çıkması doğal ancak bu sıkıntıların her gruba, toplumun her kesimine eşit dağılıyor olması lazım” diyor ve ekliyor:

“Bir tarafta kafeleri, restoranları kapalı tutup, sahiplerini ve orada çalışan insanları mağdur ederken diğer taraftan tam tersi bir şekilde toplantılar yaparsanız ve bunlar kamuoyuna yansırsa o zaman toplumun hem moralini bozarsınız hem de toplum bu durumu sorgulamaya başlar.

Yani burada elde edilecek artılar da eksiler de toplumun her kesimi için eşit paylaşılmalı. Ancak o zaman insanları ikna edersiniz. Bir kafedeki garsonu o kafenin bir süre daha kapalı olmasına ikna edebilmeniz için her tarafın aynı kurallara bağımlı olduğunu göstermeniz gerekir. Kapalı spor salonu toplantıları yapıp, kafe ve restoranları kapalı tutarsanız o garson da duruma isyan eder.”

Kaynak: Özel Haber

Sıradaki Haber Yükleniyor