x

Haber Global

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan Kanal İstanbul açıklaması: Yapmakta geç bile kaldık

Partisinin grup toplantısında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Kanal İstanbul'u yapmakta geç bile kaldık. Kanal etrafında, sadece 500 bin kişilik konut alanına izin verilebilecek. Bu 500 bin kişi İstanbul'a dışarıdan gelmeyecek" dedi.

14.01.2020 - 12:08

A -

A +

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin grup toplantısında konuştu. Erdoğan'ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar:

Bütçe çalışmaları sebebiyle ara verdiğimiz Grup toplantılarımıza 1,5 ayı aşkın bir sürenin ardından yeniden başlıyoruz. Ülke, millet ve parti olarak çok önemli gelişmeleri yaşadığımız bir süreçten geçiyoruz.

Daha önce de ifade ettiğim gibi, ülkemizin bu dönemde attığı adımlar, ortaya koyduğu irade, giriştiği mücadele, önümüzdeki yarım asrı, hatta bir asrı biçimlendirecek öneme sahiptir.

Geçen asra damgasını vuran küresel sistem, tüm bölgeleri ve ülkeleri içine alacak şekilde temelinden sarsılıyor. Bu dönemin en önemli özelliklerinden biri de, iç politika-dış politika ayrımlarının ortadan kalkmış olmasıdır. Her şeyin birbiriyle bağlantılı olduğu, her şeyin birbirini etkilediği bir zamanda yaşıyoruz. Rabbimizin yardımı ve milletimizin desteğiyle şu ana kadar bizi hedeflerimizden kopartacak bir felaketle karşılaşmadık.

"BİZE YAKIŞAN TAVIR NE İSE, ONU ORTAYA KOYUYORUZ"

Türkiye’ye diz çöktürmek, milletimizin zihnine ve bedenine pranga vurmak için her şeyi denediler, ama hamdolsun başaramadılar. Başka bir ülkenin başına gelse asla altından kalkamayacağı nice badireyi, milletimizle birlikte göğüsledik ve etkisiz hale getirdik.

Bölgemizde, Türkiye’yi dışarıda bırakmaya, hakkımızı ve hukukumuzu gasp etmeye yönelik her oyunu, çok daha büyük hamlelerle boşa çıkarmayı sürdürüyoruz.

Suriye’den Libya’ya kadar, sınırlarımız dışında attığımız adımlar da, kendi güvenliğimiz ve çıkarlarımızı korumaya, dostlarımızın ve kardeşlerimizin mağduriyetini engellemeye yöneliktir. Tarihinin hiçbir döneminde sömürge, katliam, zulüm, mazlumu ezme, güçlüye teslim olma lekesi bulunmayan bir millet olarak, bize yakışan tavır ne ise, onu ortaya koyuyor, onu sergiliyoruz.


"ÜLKEMİZİN BEKASININ GEREKTİRDİĞİ HER ŞEYİ YAPMAKTA KARARLIYIZ"

Askeri güç kullanımının adeta açık artırmaya çıkartıldığı bir dönemde böyle bir duruş sergilemek kolay değildir. Çocuk-kadın demeden milyonlarca masumun hayatının milyar dolarlar karşılığında pazara çıkartıldığı bu utanç tablosundan Türkiye, haysiyet sembolü olarak ayrışmıştır.

Bunun için hem Suriye’de, hem Libya’da, son dönemdeki gelişmelerle hem de Irak’ta, tarihimizin, medeniyetimizin, ahlakımızın ve elbette ülkemizin bekasının gerektirdiği her şeyi yapmakta kararlıyız.

Bir kez daha altını çizerek tekrarlıyorum. Biz, Suriye’de, Libya’da, Akdeniz’de macera peşinde değiliz. Hele hele emperyal heveslerimiz hiç yoktur. Gözümüz petrol ve para hırsıyla kör olmuş da değildir. Bizim tek amacımız, kendimizin ve kardeşlerimizin hakkını, hukukunu, geleceğini korumaktır.

Türkiye’nin güvenliğinin Libya’nın, Suriye’nin, Irak’ın, Balkanların, Kafkasya’nın güvenliğinden geçtiğini hala anlamamış olanlara diyecek bir sözümüz bulunmuyor. Ama hamdolsun, milletimiz bu gerçeği görüyor ve bizi destekliyor.

BAHÇELİ VE BAYKAL'A TEŞEKKÜR

Bu vesileyle, Cumhur İttifakındaki ortağımız Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’ye, izlediğimiz politikaya verdiği güçlü destek için şahsım, milletin adına şükranlarımı sunuyorum. CHP eski Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal’a da, Libya konusunda gösterdiği devlet adamı tavrı için ayrıca teşekkür ediyorum.

Daha dün “Doğu Akdeniz’de herkes var, Türkiye yok” diyen birileri, bugün ülkemizin Doğu Akdeniz’de attığı adımlara karşı çıkıyorsa da, işte böyle vicdanlı siyasetçiler yapılan işin hakkını maalesef ancak teslim edebiliyor. “Külliyeye giden CHP’li” veya “Putin İstanbul Havalimanına inemedi” yalanına sarıldıkları kadar, ülkenin menfaatlerine sahip çıkmayanları ben milletimize havale ediyorum. Hayata geçirdiğimiz milli politikalara destek veren herkese de teşekkür ediyorum.

"HAREKATLARIMIZA KALDIĞIMIZ YERDEN DEVAM EDECEĞİZ"

Suriye’de gerçekleştirdiğimiz harekatlarla, sınırlarımız boyunca kurulmaya çalışılan terör koridorunu parçalayıp attık. Bu vesileyle Barış Pınarı Harekatında tüm şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyorum. Amerika’dan Rusya’ya, İran’dan Avrupa ülkelerine kadar herkesin içinde olduğu Suriye sahasında, en küçük bir kazanım için dahi büyük mücadeleler vermek gerekiyor. Terör örgütünü sınırlarımızdan uzaklaştırmakla, sorunu tümüyle çözmediğimizin elbette farkındayız. Ama ilk aşamayı başarıyla tamamladık. Şimdi, hem kazanımlarımızı tahkim etmek, hem de terör örgütünü tamamen ortadan kaldırmak için çalışıyoruz.

Barış Pınarı Harekâtı bölgesinde terör örgütü, küçük çaplı da olsa hala saldırılarını sürdürüyor. Türkiye olarak, imzaladığımız mutabakat metinlerinde bize verilen sözlerin tam manasıyla yerine getirilmesi şartıyla ahdimize bağlıyız. Şu anda maalesef bize verilen sözler ile sahadaki durum arasında yer yer oldukça ciddi düzeylere varan farklılıklar bulunuyor. Muhataplarımıza, ülkemize yönelik tehditlerin sürmesi halinde harekatlarımıza kaldığımız yerden devam edeceğimizi açıkça söylüyoruz.


"GERİ ADIM ATMAMIZ MÜMKÜN DEĞİLDİR"

Türkiye’nin Suriye’deki varlığı, kendi güvenliği yanında, bu ülkenin toprak bütünlüğünü ve halkın tamamının huzurunu sağlamaya yöneliktir. Bu ülkede konjonktürel çıkarları için bulunanlarla bizim aramızda işte böylesine temel bir fark vardır. Suriye’deki gelişmeler bizim için beka meselesi vasfını sürdürdüğü müddetçe, geri adım atmamız mümkün değildir.

Son dönemde, İdlib’te yaşanan gelişmeler, bölgedeki her adımın ülkemizi nasıl doğrudan ilgilendirdiğini bir kez daha gösterdi. Rejimin artan saldırılarından kaçan ve sayıları 400 bini bulan İdlibli kardeşimiz, ülkemiz sınırlarına doğru harekete geçti. Türkiye, zaten yaklaşık 4 milyon Suriyeliye ev sahipliği yapıyor. Biz geldiğimizde bunları göndereceğiz diyenlere sesleniyorum. İşte bu ifadeler sizlerin vicdanının kilometre taşlarıdır.

Güvenli bölge yapalım diyoruz ama adım atılmıyor. Trump'a, Putin'e, Merkel'e de teklif ettik. Tüm dünyaya sesleniyorum. Nereye kadar bu duyarsızlığınız devam edecek. El ele verip bu mağdurların yanında ne zmana yer alacaksınız? BM bu konuda ne zaman görevinin bilincinde adım atacak? Bütün bunlara rağmen atılan

"REJİMİN ATEŞKESİ BOZMA GİRİŞİMLERİNİ BİZZAT ÖNLEMEKTE KARARLIYIZ"

Karşımızda halkının tamamını temsil eden meşru bir yönetim olmadığı için, İdlib’teki süreci Rusya ile yürütüyoruz. Geçtiğimiz günlerde Rus muhataplarımızla hem telefonla, hem yüz yüze, hem heyetlerimiz vasıtasıyla gerçekleştirdiğimiz yoğun görüşmeler neticesinde, İdlip’te yeni bir ateşkes ilanına muvaffak olduk. Bundan önceki ateşkesleri bozan hep rejimdi. Ancak, bu defa durum farklı… Ateşkesin, sınırlarımıza yığılan 400 bin insanın yeniden kendi evlerine dönmesini sağlayacak şekilde yürütülmesi şarttır. Siyasi sürecin ilerlemesini engellemeye çalışan rejimi, şiddete ve kan dökmeye dayalı yöntemlerden vaz geçirmek, herkesin sorumluluğudur. Gerekirse rejimin ateşkesi bozma girişimlerini bizzat önlemekte kararlıyız.

“HERKES İŞİN ŞAKASI OLMADIĞINI KABUL ETMELİDİR”

Artık herkes bu işin şakasının olmadığını, Türkiye’nin “yaparım” dediği bir şeyi mutlaka yapacağını görüp kabul etmelidir. Diğer yandan, Suriye’de, İdlip başta olmak üzere, bizim kontrolümüzde olan veya olmayan her yerdeki mazlumlara yardım ulaştırılmasına destek vermeyi boynumuzun borcu görüyoruz.

Birleşmiş Milletler yardımları da büyük ölçüde ülkemiz üzerinden Suriye’ye ulaşıyor. Suriye rejimi bizim muhatabımız olmadığı için, bu yardımları kendi sivil toplum kuruluşlarımız ve uluslararası yardım örgütleri eliyle doğrudan mağdurlara ulaştırma prensibiyle hareket ediyoruz. Bu konuda tıkanıklıkların çözümü için taraflarla görüşüyoruz. Tamamen insani duyarlılıklara dayalı bu meselenin çözümü için herkesi siyasi saiklerle değil vicdanıyla hareket etmeye davet ediyoruz.

"LİBYA BİZİM İÇİN YABANCI BİR YER ASLA DEĞİLDİR"

Gündemimizdeki bir başka önemli mesele de Libya’daki gelişmelerdir. Türkiye’nin Libya’ya ilgisinin sadece ekonomik, askeri, diplomatik ve siyasi sebeplere bağlı olduğunu sananlar yanılıyor, hem de çok yanılıyor.

Libya, harita üzerinde biraz uzak gözükebilir ama bizim için yabancı bir yer asla değildir. Barbaros’un yadigârı Libya, asırlar boyunca Osmanlının önemli bir parçası olmuştur. Türkiye ve Türk Milleti olarak, Libya ve Libya halkı ile çok derin tarihi, insani, sosyal bağlarımız vardır. Bunun için Libya’da yaşananlara kayıtsız kalamayız. Kimse bizden, ülkemizden yardım isteyen Libyalı kardeşlerimize sırtımızı dönmemizi bekleyemez. Libya’yı kana ve ateşe bulayanlar, sadece yönetimi ele geçirmeye çalışmıyor, aynı zamanda ülkemize karşı kinlerini de sergiliyor.

"HAFTER ONLARI DA YOK ETMENİN PEŞİNDEDİR"

Bu ülkede, darbeci Hafter’e tabi olmayan Arap kardeşlerimiz var. Hafter onları yok etmek istiyor.Bu ülkede Hafter’in hedef aldığı Berberi, Amazig, Tuareg kardeşlerimiz var. Hafter onları da yok etmek istiyor. Libya’da, Hafter’in etnik temizliğe tabi tuttuğu, Barbarosların, Turgut Reislerin torunları olan ve sayıları 1 milyonu aşan Osmanlı bakiyesi Köroğlu Türkleri var. Hafter onları da yok etmenin peşindedir.

Kuzey Afrika boyunca her yerde olduğu gibi Libya’daki ecdat torunlarına sahip çıkmak en başta gelen görevimizdir. Irak’taki ve Suriye’deki Türkmenler, Balkanlar’daki Türkler, Kırım’daki kardeşlerimiz, Kafkasya’daki Ahıskalılar neyse, Libya’daki Köroğlu Türkleri de odur. Arabı, Berberisi, Amazig’i, Tuareg’i, Köroğlu Türküyle, Libya’daki tüm bu kardeşlerimize karşı tarihi sorumluluklarımızın farkındayız.

Onlar geçmişte en zor günlerimizde bizim yanımızda oldular. Bizim de bugün zor günlerinde onların yanında olmamız gerekiyor.

KANAL İSTANBUL AÇIKLAMASI

Sözlerimin başında, dünyadaki mücadelenin artık iç politika-dış politika ayrımını ortadan kaldırdığını söylemiştim. Bunun somut tezahürlerinden biri de Kanal İstanbul tartışmasıdır. Bu tartışma, ülkemizde icraat yapanlarla tek misyonu yapılanları engellemek olanlar arasındaki farkı bir kez daha göstermiştir.

Bugünkü 15 Temmuz Şehitler Köprüsü inşa edilirken, Kanal İstanbul’a verdikleri tepkinin, kelimesi kelimesine aynısını söylemişlerdi.

Evet yarım asır önce, “Boğaziçi köprüsü, İstanbul’un başına gelen en büyük felakettir” diyen zihniyet, şimdi de, “Kanal İstanbul en büyük felaket” kampanyası yürütüyor. Emin olun, Kanal İstanbul’a karşı çıkanların hiçbirinin, bu projenin aslında ne olduğu konusunda en küçük bir bilgileri, fikirleri bulunmuyor. Çünkü öyle bir dertleri yok. Halbuki bu işin ne olduğunu biz de, arkadaşlarımız da defaatle anlattık.

Şimdi burada Kanal İstanbul’un ne oluğunu bir kez daha anlatayım ki, sonra “duymadık, bilmiyorduk, haberimiz yoktu” demesinler. İstanbul Boğazı, yılda ortalama 45 bin geminin geçtiği, günde 500 bin kişinin iki yaka arasında taşındığı, üzerindeki yük ve insan trafiği baskısının her geçen yıl arttığı bir yer haline gelmiştir. Montrö Sözleşmesine göre, boğazdan geçen ticari gemi trafiğini engelleme hakkımız bulunmuyor. Kılavuz kaptan ve römorkör gibi uygulamalar kazaları önlemede yetersiz kalıyor. Şehrin iki yakası arasındaki deniz trafiğini engellemek de, ekonomik ve sosyal olarak mümkün değildir.

Ülkemizin gözbebeği İstanbul’u, Boğaz’daki bu tehlikeli trafikle baş başa bırakamayacağımıza göre, yeni alternatifler üretmemiz gerekiyor.

"KANAL İSTANBUL’U YAPMAKTA GEÇ BİLE KALDIK"

Dünyadaki örneklere baktığımızda, Kanal İstanbul tarzı su yollarının hem yaygın, hem de oldukça karlı olduğunu görüyoruz. Kanal İstanbul Projesi, işte bu arayışın sonunda ortaya çıkmıştır. Üstelik bu proje yeni ortaya atılmış da değildir. Tarih boyunca aynı amaçla hayal edilmiş diğer projeleri bir kenara bırakıyorum, AK Parti olarak bizim bu işte 9 yıllık emeğimiz vardır. 2011 yılında milletimize bu sözü verdik ve adım adım dersimizi çalıştık.

Esasen, 2023 hedeflerimizden biri olan Kanal İstanbul’u yapmakta geç bile kaldık.

Tabii bu tür projelerde çok ciddi ve uzun süren ön hazırlıklar gerekiyor. Bugüne kadar jeolojik, jeoteknik, hidrolojik araştırmalar, dalga ve deprem analizleri, trafik etütleri, proje hazırlığı, altyapı deplase ihtiyaçları, çevresel etki çalışmaları gibi süreçleri tamamladık. Bu çalışmalarda, 11 farklı üniversiteden ve çeşitli kamu kurumlarından, 34 ayrı bilim dalına mensup 200’ün üzerinde bilim insanı görev aldı.

Kanal için belirlenen 5 farklı güzergâhtan en uygun olanı üzerinde karar verildikten sonra 304 ayrı noktada 17 bin metrenin üzerinde sondaj yapıldı. Güzergah boyunca 248 jeofizik etüt gerçekleştirildi. Laboratuvar deneyleri ve zemin çalışmalarının ardından kanalın modellemesine geçildi. Bunun için kendi alanlarında dünyanın en önde gelen uluslararası firmalarıyla çalışıldı. Mühendislik projelerinin ve ÇED çalışmalarının tamamlanmasıyla bugünkü aşamaya gelindi.

"500 BİN KİŞİLİK KONUT ALANINA İZİN VERİLECEK"

Kanal çalışma alanı 152 milyon metrekareyi bulurken, bunun yaklaşık üçte birinde kamulaştırma ihtiyacının olduğu görüldü. İnşa maliyeti 75 milyar lira olarak hesaplanan Kanal İstanbul bünyesinde 2 liman, 1 yat limanı, 1 lojistik merkezi, 7 köprü, 2 demiryolu hattı, 2 hafif raylı sistem hattı yer alacak.

Kanal etrafında, büyük bölümü de kentsel dönüşüm çerçevesinde sadece 500 bin kişilik konut alanına izin verilebilecek. Bu 500 bin kişi İstanbul’a dışarıdan gelmeyecek, şehrin kendi içinde bir yerleşim hareketliği olacak.

İnşaat sürecinde ortaya çıkacak hafriyat bu projeye mahsus bir yöntemle değerlendirilerek, şehrin olumsuz etkilerden korunması sağlanacak. Görüldüğü gibi bu, tüm unsurları ve boyutlarıyla iyi çalışılmış, her ayrıntısı düşünülmüş bir projedir. Projenin finansmanında ve inşasında herhangi bir sıkıntı, sorun yaşamayacağımıza inanıyoruz.

"BİZİM İŞİMİZ ESER ÜRETMEK, ONLARIN İŞİ BOŞ BOŞ KONUŞMAK"

Bizim işimiz eser üretmek, onların işi boş boş konuşmaktır. Bunlar Marmaray'a "istemezük" demediler mi, bunlar Osmangazi Köprüsü'ne "istemezük" demediler mi? Bunlar yine biz 6 bin kilometrede bölünmüş yolları aldık, 27 bin kilometreye çıkardık, bunlar yine "istemezük" dediler. Marmaray'dan geçen yolcu sayısı bir günde 500 bini buldu. Açtığımızdan bu yana toplamda geçen yolcu sayısı, 440 milyonu buldu.

İstanbul Havalimanı konusundaki hazımsızlıkları yok muydu? Vardı… Yine "istemezük" diyorlardı. Yaptık mı? Yaptık. Hala yalan-yanlış resimlerle bu dev projeyi karalamanın peşindeler. Halbuki geçtiğimiz yıl, kendilerinin de aralarında olduğu 51 milyon insan İstanbul Havalimanını kullandı, yapılan eserin ihtişamını gördü. Yürekleri kin ve nefret kaplayınca, işte böyle göz görmüyor, kulak işitmiyor, dil lal oluyor, kalp nasırlaşıyor.

Ülkenin ve milletin hayrına hiçbir proje, hiçbir fikir, hiçbir eser üretmeyip, sadece Türkiye’nin tökezlemesini, hatta yere serilmesini uman, buradan siyasi rant devşirme peşinde olanlara diyecek söz bulamıyoruz.

"İSTEDİĞİN KADAR YAPMAM DE, BİZ O PROJEYİ DE HAYATA GEÇİRECEĞİZ"

İstanbul’da şu anda İkitelli’de dev bir hastane yapıyoruz. Oranın raylı sistemini de bundan öne AK Partili belediye yapma sözü vermişti. Şimdi gelmiş yapmam diyor. İstediğin kadar yapmam de. Biz o projeyi de hayata geçireceğiz, süratle yapacağız. Çünkü bu bizim milletimize verdiğimiz bir sözdür. Senin gücün buna yeter mi? İnşallah bu hastanemiz de bu sene sonuna kadar devreye giriyor.

Kendi ülkesinin başına bir musibet gelmesi için gece gündüz hevesle bekleyen bu hastalıklı zihniyete hak ettiği dersi, her zaman olduğu gibi, milletimiz inşallah 2023 ve 2024'te sandıkta verecektir.

Biz kendi işimize bakacağız, onları da kendi küçük dünyalarında korkuları ve yalanlarıyla baş başa bırakacağız. Türkiye’nin tüm büyük projelerini olduğu gibi, Kanal İstanbul’u da engellemek isteyenlere rağmen, bu abide eseri ülkemize kazandıracağız.

TİYATRO TEPKİSİ: EĞER SIKIYORSA DİYARBAKIR'A GİT...

Diyarbakır anneleri evlatlarına kavuşmak için yaktıkları ışıkla terör örgütünün karanlık yüzünü ifşa ettiler. Ama bakıyorsunuz ki ana muhalefet, bunların ikizi durumunda olan malum partiyle tiyatro izliyorlar. Bu tiyatroyu da kimle beraber veya kimin eserini canlandırıyorlar?

Terörden cezaevinde yatan şahsın eserini sergileyerek kalkıp bunu birlikte izliyorlar. Zaten bunlar dün Ankara'dan İstanbul'a beraber yürümemişler miydi? Hani diyordu ya 'tiyatro' diye... Ya sizin kendiniz tiyatrosunuz. Eğer sıkıyorsa git Diyarbakır'a git, oradaki annelerin gözyaşlarına ortak ol. Hadi git oraya, niye gidemiyorsun? Onların böyle bir derdi sıkıntısı yok, onlar sadece işte katillerle, zalimlerle beraber omuz omuza yürürler."

"TÜRKİYE ŞEHİT YAKINLARI VE GAZİLER DAYANIŞMA VAKFININ YÖNETİMİ OLUŞTURULDU"

Şehit yakınlarımız ve gazilerimiz başımızın tacıdır. Onların her meselesiyle ilgilenmek en başta gelen görevimizdir. Bazı gazilerimizin vazife malulü aylığıyla ilgili teknik sıkıntılar vardı. Bu sıkıntıları çözecek yasal düzenleme en kısa sürede Meclis’e geliyor.

15 Temmuz darbe girişiminin ardından kuruluşuna karar verdiğimiz Türkiye Şehit Yakınları ve Gaziler Dayanışma Vakfının yönetimi oluşturuldu. Şehit yakınları ile gazilerimiz ile aileleri için kullanılacak kaynak da vakfımızın hesabına aktarıldı. İnşallah bundan sonra şehit yakınlarımız ve gazilerimiz ile ailelerine verilecek hizmetler bu vakıf üzerinden yürütülecek.

Son Güncelleme : 14.01.2020 - 21:45
Sıradaki Haber Yükleniyor