Sahiden tartışırken neden bağırıyoruz? Uzmanlar yanıtını buldu...

Sahiden tartışırken neden bağırıyoruz? Uzmanlar yanıtını buldu...

Araştırmalar düşüncelerimiz ve inandıklarımıza fazlasıyla güvendiğimizi gösteriyor. Ancak insanların bunları dinlediğine, insanlara sesimize duyurabildiğimize çok da inanmıyoruz. Peki sahiden neden bağırıyoruz?

Bugünün söyleminde siyasi yelpazenin her iki tarafında da sesler oldukça yüksek çıkıyor. Siyasi tartışmaların dışında hayatın içinde de tartışmalarda desibelin yükselmesine oldukça alışığız. Bu sadece tartışmaların ancak sonunda söylenecek sözlerin neredeyse ilk cümle olduğu Türkiye'ye özgün bir durum da değil.

Dünyada da -özellikle ABD'de- tartışmalarda her geçen gün sesler daha da fazla yükseliyor. Aslında bağırmanın kimseyi ikna etmediği açık. Öyleyse neden bağırmaya devam ediyoruz? Bunun bir sebebi olmalı... Son yapılan araştırmalar çarpıcı bir cevabı ortaya koyuyor: Güvensizlik.

İNANÇLARIMIZA GÜVENSEK DE...

Yaklaşık 15 senelik gözlemlere dayanan bu çalışmada çıkan sonuç ise şu: İnançlarımıza genellikle aşırı derecede güveniyoruz. Komşularımız, akrabalarımız, arkadaşlarımız veya görüş olarak karşımızda duran insanlar.. Bu insanlara bağırma eğilimimiz başkalarını ikna etme yeteneğimize olan güvensizliğimizden geliyor.

2002'de Stanford araştırmacılarından oluşan bir ekip, Kişilik ve Sosyal Psikoloji Bülteni adlı dergide, katılımcıların kendilerini akranlarından veya “ortalama ABD'lilerden” daha az önyargılı olarak değerlendirdiği üç anket çalışması hakkında rapor verdi.

Bu çalışmaların birinde katılımcılar, kendi görüşlerinin önyargılı olabileceğine dair bir açıklama duyduktan sonra dahi savundukları iddiaların arkasında durdular.

ORTALAMA 'ORTALAMANIN ÜSTÜ'NDE!

Hatta daha da ilginç bir şekilde araştırmacılar, ortalama bir insanın kendisini, diğer ortalama insanlardan neredeyse her konuda (daha ahlaklı, daha yaratıcı, daha atletik ve daha iyi şoför) daha iyi gördüğünü ortaya koyuyor. Bu istatistiksel olarak mümkün değil!

Bu bulguların aksine, araştırma, arkadaş edinme ve insanları etkileme yeteneğimiz gibi sosyal yeterliliklerimizle ilgili inançlarımız söz konusu olduğunda, son zamanlarda çok farklı bir sonuç etrafında birleşti.

Kişilik ve Sosyal Psikoloji Bülteni'nde 2017'de ise yeni bir çalışma yayınlandı. İnsanlara çeşitli sorular sorulmuştu. Kendilerinin mi yoksa başka insanların mı daha fazla sosyal çevresi olduğu veya daha geniş bir çevreye sahip olduğu gibi soruların yanında “Diğer insanlardan daha geniş bir kelime dağarcığınız olduğunu düşünüyor musunuz” soruları da soruldu.

KONU SOSYALLİK DEĞİLSE...

Garip bir şekilde insanlar sosyal olmayan sorularda aşırı güven gösterdiler. Elbette kendi kelime dağarcıkları diğerlerinden daha genişti! Ancak diğer insanlardan daha az arkadaşa, daha küçük sosyal çevrelere ve daha dar sosyal ağlara sahip olduklarına inanıyordu.

Son 5 yıldır araştırmalarda insanların sosyal alanda güvensizlik eğilimi gözlemleniyor. Örneğin insanlar kamuya açık bir alandan çıkarken diğer insanların onlarla, kendilerinin diğer insanlarla ilgilendiğinden daha az ilgilendiğine inanıyorlar.

Bir yabancıyla kısa bir konuşma gerçekleştirdiklerinden sonra görüşü alınan insanlar ekseriyetle karşısındaki insan için “Ben onu sevdim. Ama o beni, benim onu sevdiğim kadar sevmemiştir” şeklinde düşünüyor.

BAĞIRIRIZ ÇÜNKÜ...

Bu bulgular mükemmel bağrışma tufanını anlatmakta. Diğer insanlardan daha ahlaklı ve daha az önyargılı olduğumuza inanmak, inandığımız şeylere aşırı güvenmemize neden olur. Başkalarının bize dikkat etmediğini ve söyleyeceklerimizi dinlemediğini varsaymak ise fikirlerimizi dile getirme ve başkalarını fikirlerimizle ikna etme yeteneğimize güvenmememize neden olur.

Başka bir deyişle, bağırırız çünkü boşluğa bağırıyormuşuz gibi hissederiz. İronik olarak, etkileme yeteneğimize olan güven eksikliğimizi telafi etmek için aslında ikna konusunda etkisiz bir araç olan aşırı iddialı bir dil kullanma yoluna gitmemize neden oluyor.

İddialı sert ve yüksek desibelli bir dil geri tepmeye çok daha yatkın.

Bunun sonucunda daha çok bağırdıkça da daha az etkili oluyoruz ve bu korkunç sarmalın içine giriyoruz. Halbuki argümanlarımız, tavsiyelerimiz ve çağrılarımız biraz daha yumuşak olursa etkinin artacağını hatırlatmakta fayda var.

metin.aktasoglu@haberglobal.com.tr

*Bu haberdeki bilgilerin büyük kısmı The Wall Street Journal'da "Why Do We Shout When We Argue? Lack of Confidence" başlığıyla yayınlanan makaleden derlenmiştir.

Kaynak: Web Özel