Bakan Kasapoğlu sordu, Şenol Güneş yanıt verdi: Hagi mi, Alex mi?

Gençlik ve Spor Bakanı Dr. Mehmet Muharrem Kasapoğlu, A Milli Takım Teknik Direktörü ile bir araya geldi. Tecrübeli teknik adam, Bakan Kasapoğlu'nun sorularını yanıtladı. 

10.06.2021 15:55 | Son Güncelleme : 10.06.2021 16:03

A Milli Futbol Takımı'nın yarın başlayacak EURO 2020 için Antalya'da geçirdiği kamp dönemi sırasında Gençlik ve Spor Bakanı Dr. Mehmet Muharrem Kasapoğlu, Milli Takım Teknik Direktörü Şenol Güneş ile bir araya gelerek keyifli bir söyleşi gerçekleştirdi. Bakan Kasapoğlu'nun sorularını içtenlikle yanıtlayan tecrübeli teknik adam, milli takımın son durumuyla ilgili bilgilerden en beğendiği yabancı futbolcuya, Avrupa Şampiyonası'ndaki beklentilerden unutamadığı karşılaşmaya kadar birçok konuya değindi.

"BEKLENTİ BÜYÜK"

Şenol Güneş, Bakan Kasapoğlu ile yaptığı söyleşide, "Önümüze bir sürü engel çıkacak, A'dan Z'ye bu engeli aşacak anlayışta kendimizi yetiştirmemiz lazım" dedi. Güneş, "Çocuklarımızın zekâsı müthiş. Takım iyi diyorlar, beklenti büyük, beklentinin altında kaldığın zaman başarısız diyorlar. Bunların hepsi yanlış. Durum tespiti yapacağız" ifadelerini kullandı.

HAGİ Mİ, ALEX Mİ?

Bakan Kasapoğlu'nun 'quiz' sorularına da yanıt veren Güneş; hangi sporu sevdiğini, Türkiye'ye gelen en iyi yabancı teknik direktörün kendisi için kim olduğunu açıkladı. Güneş; "Hagi mi, Alex mi?" sorusunu ise "Hagi derim. Ben Hagi'yi daha çok önemsiyorum. Taraftar gözüyle bakmıyorum" şeklinde yanıtladı.

Şenol Güneş, 2002 Dünya Kupası'ndaki unutulmaz anlarla ilgili "En büyük mutluluğumdur" ifadelerini kullanırken; "Kulüpler bazında da Trabzonspor'un ilk çıkışı da en büyük mutluluklarımdan biridir. İkimizin de var oluşu birlikte oldu" dedi.

İŞTE O SÖYLEŞİ

Bakan Mehmet Muharrem Kasapoğu ile Şenol Güneş söyleşisinin tamamı: 

Şenol Güneş: Önümüze bir sürü engel çıkacak, A'dan Z'ye bu engeli aşacak anlayışta kendimizi yetiştirmemiz lazım. Çocuklarımızın zekâsı müthiş. Takım iyi diyorlar, beklenti büyük, beklentinin altında kaldığın zaman başarısız diyorlar. Bunların hepsi yanlış. Durum tespiti yapacağız. Ne var elimizde, ne yapabiliriz, yapılması için zaman gerekir mi, gerekmez mi, biz mi eğitici olarak yanlışız, oyuncu mu, imkânlar mı? İşte o projeleri hazırlamak lazım. Burada şu anda büyük bir şansımız var. 

Halkın tevvecühünü görüyorum. Epeydir vardı ama bu ara biraz daha arttı. Yürürken, gezerken, gazetelerde... "Biz birlikte mutluyuz" anlayışı var. Aslında Türkiye için de güzel bir mesaj. Herkesin farklı düşüncesi olsa bile biz bir aileyiz. "Bizim Çocuklar" duygusu var. Bu çocukları Van'da da, Kayseri'de de, Antalya'da da ailenin içerisinde göstermeye çalışıyoruz. Yusuf, Ozan, Burak bu yaşta yurt dışına gitti. O kadar güzel örneklerimiz var ki... Ama ben bunlara bakarak değil, başından beri söylüyorum. Ben, bana yatırım yapılmadan belli bir yere geldim. Bundan sonra da bu şekilde ilerlenmesini değil, oyunculara yatırım yapılmasını istiyorum. Benim gibi binlerce insan var. Bunları ortaya çıkarmak lazım. Türkiye'nin ekonomisine katkı yapılacak her şeyin önünü açmak lazım. Futbolda bu kadar yatırım yapılıyorsa; "Devletten parayı alayım, harcayayım, borcum varken de vergi affı çıkar ve borcum düşür" zihniyeti sürdürülebilir değil.  Devlet sana verecek ama gençleri sen yetiştir diye verecek. Avrupa'da da Bayern Münih'te yapıyor bunu ama sen de yetiştir diye veriyor. Bayern Münih'in 350 milyon bütçesi var evvelki sene. O bütçeyi de harcamak durumunda. Onun için transfer yapıyor. Federasyona biz de dahil çok iş düşüyor. Raporlama yapıp, ne yapılabiliriz diye bakmak lazım. 

Arzum şu; futbolu kendi haline bırakmayalım. Bıraktığımız zaman kötü yönetiliyor. Kulüplerdeki insanlar kendi keyfine göre yönetiliyor. Benim bir marka değerim var. Şu anda benim değerim hiçbir şey yapmasam bile paraya dönüştürür. Ama bizde adam önce parayla başlıyor. Parayla başlarsan bu değer oluşmaz. Benim değerim eskiden de vardı ama bu kadar yoktu. Bilgi, beceri ve tecrübeler bu noktada önemli. Bunu her zaman bir şeye dönüştürürsün. Gençken yapsaydım, bugünkü değerim olmazdı. Bizim insanımız da bunu bilmiyor. Her alanda değerli olmayı, insani değerleri ön plana çıkarmak lazım. Doğru işler yapmak, üretmek, kendini geliştirmek ve katkı yapmak. 

İş kolu olarak ben öğretmenliği, askerliği, doktorluğu biliyordum daha sonra mühendislik ve bir sürü branşlar çıktı ama şimdi sanatta, müzikte, filmed o kadar güzel döviz getiren işler var ki; burada da yetiştirelim. Herkesi mühendis, avukat yapamayız. İşsizlik başlıyor o zaman. Sporla sanatı birleştirelim. İki branşı çok önemsiyorum. Sizin de çalışmalarınız var. Sanat ve sporu nefes alınacak alanda yapmak gerekiyor. Çocuklarımıza imkânı verebiliriz diye düşünüyorum.

Mehmet Muharrem Kasapoğlu: Aslında spor da bir sanat ama sanat yönünü sporcu da olsan geliştirebilecek bir mekanizmayı da kurmak lazım. Sanatı spordan, sporu kültürden ayıramayız hepsi iç içe aslında...

Şenol Güneş:  Bir takım düşünün ki kaybettiği zaman bile ayakta duruyor ve tekrar kazanıyor. Avrupa Şampiyonası bir imaj. Türkiye'nin tanıtımı, sportif başarı, fair play, bunların hepsini kullanmak lazım. Ama bunu işlemek kolay değil. Çocukların ne kadar etkilediğini biliyorum. Dünya Kupası'nda da yaşadık bunu. Onlara; "Maç ne olursa olsun, sakın yere eğilmeyin. Çıkın sahaya kaybedersek de kazanırsak da alkışlar, beraber oluruz" dedim. Tabii güzel gitti, Japonya'yı sahasında yendik. Ben de girdim sahaya, ev sahibini alkışlattık. Çok güzel bir atmosfer oldu. Senegali yendik, onda da güzel oldu. Brezilya'ya yenildik. Bizimkiler yine yerde. Ayağa kaldırdım ne yapıyorsunuz diye. 1-0 yenildik, nasıl Brezilya'yı elimizden kaçırdık diye üzüldüler. Sonra Kore'yle oynadık. Kore'yi yendik, o maça birkaç futbolcunun yarı finalden sonra aileleri gelmişti.   Bir baktım ki çocuklar aldı omuzuna çocukları, Kore'li futbolcuları beraber tribünlere gittiler. O fotoğraflar UEFA'da fair play diye paylaşıldı. İz bıraktık. Sadece saha sonucu değil... Final maçı Almanya-Brezilya maçıydı ama o üçüncülük maçı ambiyansıyla o kadar iz bıraktı ki, o yüzden futbolun bu tarafı önemli. İlkler unutulmaz. Hikâyeler unutulmaz. Türkiye'nin renkli bir çıkışı vardı orada... 

Şenol Güneş: Eskiden böyle değildi. Mahallenin büyüğü, esnafı geliyordu, size yardımcı oluyordu. Seyahatin parasını ben vereyim derlerdi. Şimdi öyle değil ki. Transfer parası önemli olan. Seyahat parası artık hiçbir şey değil. 

Mehmet Muharrem Kasapoğlu: Seyahat önemli bir kalemdi. 

Şenol Güneş: Seyahate götürmek için yardım arardık bizim zamanımızda. Ben kendim de çok yaptım.

Mehmet Muharrem Kasapoğlu: Şimdi çok farklı. Bu hakikaten endüstri oldu artık. Spor ve futbol endüstri çok ayrı bir şey. 

Şenol Güneş: En başta Futbol var.  Sonra basketbol geliyor. Aslında başarı olarak voleybolda kızlarımız çok iyi ama bu futbolun bir doğası var dünyada. Bunun farklı bir ekonomisi var. O yüzden bunu onlarla yarıştırmak doğru değil. Adam Amerika'da da basketbolu ve beyzbolu çok seviyor. Ben Kore'de kaldım. Futbola sevgi var ama beyzbolun yerini tutmuyor. Oradaki iş adamlarının hepsi beyzbol oynadılar, golf oyadılar. Sonrasında kendi ülkelerinde çalışanlarına onu önemsetiyor. O ülkelerin yapısı ile orantılı gidiyor. Amerika'da futbolu istesen de sevdiremiyorsun. Ama ne yapıyor Amerikalı uyanıklar? Futbola dünyada olan ilgiyi görüyor.  Bu sporun o kadar kitlesi var, onlarda da para var. Oradaki şirketler, ülke dışından kulüp satın almaya çalışıyor. Avrupa Süper Lig'i davası da onun için çıktı zaten. Onun ismi var, ötekinin ismi var. Ben bunları alayım, onlara da para vereyim. Kulüpler de uyanık, borç yaptılar, para alırım diye düşündüler. Ondan sonra ne olacak? UEFA haklı ama UEFA'nın hatası şu; kardeşim o zaman da pastayı biraz paylaşın. Ben babayım, çocuklara dengeli dağıtmazsam, çocuğun bir tanesi ilerde bana rahatsızlık verir. Babalığını yapacaksın. UEFA olarak yapmadığın zaman adam da diyor ki; ben de böyle yaparım. Her kulübün başında uyanık biri çıkar. Çıkıyor da zaten, bizde de var çok uyanık. Bir kısmı futbola yatırım yapıyor, bir kısmı da kendine yapıyor. Biz kendine yapanları değil de futbola yatırım yapanları destekleyeceğiz. 

Çok başarılı oldum, ayrıldığım zamanlar oldu. Mesela Milli Takım ile Kore'den geldiğim zaman boştum. Fatih hocayı Galatasaray'dan aldılar, beni almadılar. Ben demem ama hayatta kimseye de minnetim yoktur o konuda. Beşiktaş'tayken de "Aman gel" diyorlar. Ben de "Şimdi olmaz, benim ilkelerim var iki takım olmaz" dedim. Bakın nereden nereye geliyorsunuz. Bir yerde boşken istemiyorlar. Bir yerden doluyken aman gel diyorlar. Onun için siz doğruyu yapacaksınız. Ben oyuncuyu da söylüyorum. Oğlum seni şimdi oynatmıyorum ama oynattığım zaman hazır ol. O şansını kullanmalısın ama dersen ki "Hoca sen oynattın ama hazır değilim" kusura bakma, kime ne zaman şans geleceği belli değil. Her zaman hazır olmalısın. Bu hayat için de böyle.

Mehmet Muharrem Kasapoğlu: Sen doğru olduktan sonra eninde sonunda kazanırsın.

Şenol Güneş: En azından mutlu olursun. Vicdanen yapabileceğimi yapmış olurum. Oyuncularıma da aynı şeyi söylerim. 

Mehmet Muharrem Kasapoğlu: Hepimiz için geçerli hocam. Birkaç başarısızlıktan sonra "Hoca kötü, oyuncu kötü, federasyon kötü..."

Şenol Güneş: Eleştiri yapsın ama yok etmek kötü. 

Mehmet Muharrem Kasapoğlu: Yok edercesine bir eleştiri, acımasızlık. Bu da yanlış. 

Şenol Güneş: İşte o bizim toplumunun yapısı. Demin dedim ya hayal kırıklığım ve korktuğum şey o. Ben dayanırım da millet dayanmıyor. 

Mehmet Muharrem Kasapoğlu: Bu sefer başarı çıtasını adam yukarı koyamıyor altında kalmamak için. Hayallerini ifade edemiyor. Halbuki bizim aslında eğitim sistemimizde böyle bir ihtiyaç var. Hayal eden, hayalini çok yukarıda tutabilen bir nesil ve bunun peşinden koşan nesil yetiştirmemiz lazım.  

Şenol Güneş: O konuda ben çalışıyorum. Şimdi benim hayalim önemli de benim hayalim tek başına bir şey ifade etmez. Sizin de hayaliniz var, herkesin hayali var ama ortak olan hayallerimizi önce birleştirelim. Benim hayalimde farklılık olabilir ama ortak hayalde birleşelim. Onun için ortak düşüneceğiz, ortak çalışacağız, ortak duygularımızı paylaşacağız. Bu olduğu zaman kendini geliştirirsin. Ekip de öyle bir şey. Her oyuncunun beklentisi var. Biri defans, bir orta saha, biri forvet, biri de oynamıyor. Herkesin görevi var. Herkesin aynı duyguyu, düşünceyi paylaşması için doğru ilkeleri koymamız gerekiyor. Onu yaptığımızda güçlüyüz. Mesela; 3 maç yaptık. Kolay olan zor bitti, zor olan kolay geçti. Bu bir bütündür. 

Kaynak: DHA

Sıradaki Haber Yükleniyor