Asıl suçlular gitti

Asıl suçlular gitti
Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş bu sezon başladıkları teknik adamlar ile yola devam etmiyor. Kolaj: Haberglobal.com.tr

Türk futbolunda görülmemiş bir süreç yaşıyoruz. Üç büyük kulübün de teknik direktörlerinin görevlerine lig bitmeden son verildi. Sanki tüm suçlular bu teknik direktörlerdi ve onlar gidince kulüpler Avrupa standartlarına kavuştular!

Beşiktaş ve Galatasaray kendi efsaneleri olan Sergen Yalçın ve Fatih Terim’le yolları ayırırken Fenerbahçe “Yarım Kalmış Hikaye” söylemiyle yola çıktığı Pereira’ya sadece 17 hafta dayanabildi.

Sergen Yalçın geçen sezon 2 kupa kazandıran oyundan ve oyuncu grubundan vazgeçti. Yeni yapılanma geçen sezonun aksine topa sahip olmayı gerektiriyordu. Ama Yalçın bu kadro ile geçen yılın oyununu oynamaya çalıştı. Bir de şampiyonlar liginin fiziksel yükünü takım kaldıramayınca ayrılık kaçınılmaz oldu.

Pereira Türkiye’ye 2. gelişi olmasına rağmen inatlarından ve takım içi çekişmelerden vazgeçmedi. Soyunma odasını kaybedince görevinde kalamadı.

Fatih Terim ise “gençlik operasyonu” yapmak için büyük bir risk aldı. Sorunlara çözüm üretemedi ve aynı şeyleri sürekli tekrarladı. Sonunda tepkiler büyüdü ve o da ayrılık rüzgarına kurban gitti.

Aslında her şey çok net. Tüm suçlu bu teknik direktörlerdi. Ve onlar görevden ayrılınca Türk Futbolunun bu üç lokomotifi Avrupa standartlarında kulüpler oluverdiler. Yoksa yönetimlerin, futbolcuların, taraftarların hiç suçu yoktu.

Yönetimler sosyal medya olarak bilinen ve taraftarların anlık duygusallıkla tepkiler verdiği platformlara göre kulübü yönetmezler. İnanılmaz planlarla ve bu planları uygulayacak liyakat sahibi insanlarla çalışırlar. Hele başkanlar hiç günlük düşünmezler ve hepsi uzmanlarca hazırlanmış uzun vadeli çalışmaları hayata geçirirler. Yoksa koltuk kimsenin umurunda değildir. Önemli olan sadece kulüptür. Başkanlar eleştiriye açıktır. Yanlarında kralların güç sarhoşu olup taşıdığı “dalkavuk” tipleri ve “şakşakçıları” asla taşımazlar.

Mesela bu üç kulübün yönetimine danışmanlık veren eğitimli, tecrübeli ve tüm dünya ile iletişim halinde olan futbol aklı kişiler vardır. Tıpkı Almanya’da, İspanya’da , İtalya’da, Portekiz’de olduğu gibi…

Tüm kararlar bu ortamda ve hazırlanmış planlar dahilinde alınır.  Günlük, anlık, maç sonuçlarına ya da futbol yorumcularının yorumlarına göre kararlar alınmaz. Başarısızlıklarda “bizi şampiyon yapmayacaklar, hakemler ve federasyon bize operasyon yapıyor” demezler.

Ekonomi mükemmeldir ve hiçbir ödeme sorunu yaşanmaz. Transferler kesinlikle şeffaf yapılır ve gizli saklı hiçbir şey kalmaz. Mesela kulüp başkanları transferdeki en önemli başarılarının “gizlilik” olduğunu övünerek anlatmaz. Yönetimdekilerin tamamı konu hakkında bir şekilde uzmandır. Çalışan profesyoneller yılların tecrübeleri ve bu kulüplerin hafızalarıdır. Alimallah kesinlikle adamcılıkla konumlara kişiler yerleştirilmez ve torpillilere bu kulüplerde işler, dolgun maaşlar verilmez. Altyapı ve oyuncu scout ekipleri süperdir.

HERKES ÜSTÜNE DÜŞENİ YAPTIĞI İÇİN...

Futbolcular hem çok yetenekli, hem çok iyi eğitimler almış hem de gelişime çok açıktırlar. Sürekli olarak kendileriyle yarışırlar ve daha fazlasını yapmak için yırtınırlar. İnanılmaz bir sevgi ve hırsla sadece futbola bağlıdırlar. Öyle gece alemleri, antrenmandan kaytarmalar, daha fazla izin yapmak için türlü numaralar, taraftarı arkasına almak için olmadık illegal ilişkiler falan asla olmaz bu kulüplerde. Fiziksel ve psikolojik olarak gelişmek için kendilerine sürekli yatırım yaparlar. Bu takımlarda grupçuluk, eğer formayı alamazsa yöneticileri ve başkanı teknik direktöre karşı doldurmak falan olamaz. Bu nedenle Türkiye’de oynanan futbolun kalitesi Avrupa’nın elit ligleri arasındadır.

Taraftarlar sadece futbolu sever. Bu oyuna aşıktırlar. Yoksa günlük sonuçlar kimsenin umurunda değildir. Büyük resme bakarlar. Takımlarını yense de, YENİLSE DE sonuna kadar desteklerler. Yönetimleri ve başkanları denetleyip sorgularlar. Körü körüne, fanatizmden beslenen bir taraftarlık yoktur. Hak renge göre verilmez. Hepsi haklıdan yanadır ve futbol bu kulüpler arasında ayrıştırıcı değil, birleştiricidir. Bu nedenle bir kulübün yöneticisi “Biz asla dost olamayız, bu eşyanın tabiatına aykırıdır” gibi saçma sapan açıklamalar yapmaz, yapamaz. Sonuçlara göre sürekli oyuncu, teknik direktör ve yönetim değişimi istenmez. Sadece kulüplerini severler, futbolu-sporu severler ve sabırla uzun vadeli planların gerçekleşmesini desteklerler.

Bu mükemmel ortamda tüm suçlu teknik direktörler olduğuna göre tabi ki gitmeleri gerekiyordu. Onlar da gittiler.