Üç Büyükler'e uğramadan Avrupa'ya! Devlerin savunması onlara emanet

Metin Aktaşoğlu
Metin Aktaşoğlu

Milli Takım'ın savunma hattı hiç olmadığı kadar alternatifli ve güçlü. Genç defans hattımız Avrupa devlerinin de gözdesi haline geldi. Peki nasıl oldu da Milli Takım'ın savunmadaki yıldızları neredeyse Üç Büyükler'e hiç uğramadan Avrupa'ya gitti?

21.02.2021 17:45 | Son Güncelleme : 21.02.2021 17:50

ANALİZ: Sahadaki emekçi oyuncuların seviyesi ne kadar yüksekse o kadar başarılı oluyorsunuz. Örneğin Zlatan Ibrahimovic gibi bir istisna İsveç pasaportu taşıyabiliyor. Milyonda bir çıkacak bir yetenek, zamanın bir noktasında, bir şekilde denk geliyor ancak savaşçı orta saha oyuncun (veya amiyane tabirle düz oyuncun) Sami Khedira seviyesine çıkabiliyorsa o zaman istikrarlı başarıyı anlamlandırmak daha kolay oluyor.

Bu girizgahın sebebi şu; Türkiye de artık görev oyuncularını, özellikle son dönemde savunmacılarını Avrupa seviyesine taşıyabiliyor. Arda Turan, Nihat Kahveci, Emre Belözoğlu, Cenk Tosun hatta ilerleyen yaşına rağmen Burak Yılmaz bile hücum etkinlikleriyle Avrupa sahnesine adım attı ancak savunma oyuncularının Avrupa'da üst düzeyde kendilerine yer bulmaları kolektif yükselişin sinyali gibi duruyor.

Sağdan sayarsak milli takımımızın standart savunma hattı Mehmet Zeki Çelik (24), Merih Demiral (22), Çağlar Söyüncü (24) ve Umut Meraş (25); Türkiye'de yetişti. Mert Çetin (24) de öyle, Ozan Kabak (20) da... Altay'dan Olympique Lyon'a transfer olan Cenk Özkaçar (20) da...

Bu isimler arasında yalnızca Ozan Kabak, sadece yarım sezon Galatasaray forması giydi, Merih Demiral, Fenerbahçe'nin altyapısında yetişse de A takımda görev alamadı. Geçmiş dönemde ise Avrupa'ya giden yol, ekseriyetle Dört Büyükler'den geçiyordu.

Zeki, İstanbulspor'dan; Çağlar, Altınordu'dan; Mert Çetin, Gençlerbirliği'nden; Umut, Bursaspor'dan; Avrupa'ya açıldı. Peki bu neyi anlatıyor? Avrupa'nın bakışını, Çağlar ve Zeki'nin açtığı kapıyı ve birazdan değineceğimiz daha pek çok faktörü...

Fenerbahçe'de eski teknik direktör Ersun Yanal'ın istediği Mert Çetin, Roma'nın yolunu tutmuştu. Milli futbolcu Verona forması giyiyor. (Fotoğraf: İHA)

BÜYÜKLER (ESKİSİ KADAR) CAZİBE MERKEZİ DEĞİL

Savunmalarında; maddi çaresizlikler, ani sakatlıklar, kötü giden 'ruhsuz' takıma kulübün evlatlarını kullanarak 'ruh' aşılama veya önünde durulamayacak kadar bariz bir yetenek gibi faktörlerden en az biri vücut bulmadan genç yeteneklere yer vermeyen Büyükler, artık potansiyeli yüksek defans oyuncuları ve parıltısız, emekçi orta saha oyuncuları için eskisi gibi bir cazibe merkezi değil. Transfer masasında Avrupa'dan bir takım da varsa işler değişebiliyor.

GÖZLEMLEYEMEMEK...

İşin bir başka boyutu da bakamamak! Bu sadece Dört Büyükler için değil, Süper Lig'in geneli için de bir problem. Mehmet Zeki Çelik, Merih Demiral, Çağlar Söyüncü ve Cenk Özkaçar, Süper Lig'e hiç uğramadan Avrupa'nın yolunu tuttu. Bunların arasında 2000 doğumlu Cenk henüz yolun çok başında ancak diğer üç isimden herhangi biri Dört Büyükler'den birinde rahatlıkla forma giyebilecek kalitede. Özellikle Üç Büyükler, sağ bek konusunda kalburüstü performanslar aldıkları bir sezon geçirseler de Merih ve Çağlar'dan birini stoper hattına koymanın hayalini bile kurmak takımlarımız için çok güç.

Milli sağ bek Mehmet Zeki Çelik, başarılı performansıyla Avrupa devlerinin de gündeminde. (Fotoğraf: İHA)

MARKAJ GÖÇÜ!

Burada 'scout' yetersizliği elbette var ancak ülkenin geneline sirayet etmiş olan 'beyin göçü' furyasının futbolda da yaşandığının altını çizmeliyiz. 'Büyükler' yeteneği görse de Avrupa'nın cazibesiyle yarışamıyor. Yani yükselen kurdan, bozulan mali yapılardan ve tamamen kamplaşma odaklı taraftarlık kurumundan ötürü artık futbolcular için 'İstanbul parası' çok da cazip değil. Dünyaya daha açık olan Z Kuşağı'nın futbolcularının da bu noktada daha vizyoner olduklarını söylemek yanlış olmayacaktır.

YABANCI SINIRI

Yabancı sınırı da bir başka altını çizmek gereken nokta. Eskisi gibi 6 yabancı kuralı olsa Fenerbahçe, Merih Demiral'ın gidişine bir şekilde engel olmaz mıydı? Aynı şekilde Ozan Kabak için de benzer soru sorulabilir. Veya Çağlar Söyüncü için, Mehmet Zeki Çelik için, Mert Çetin için kaç milyon Euro bonservis bedeli ödenirdi? Tarık Çamdal'ın bonservis bedeli 4 milyon 750 bin Euro'ydu. (Tarık Çamdal'ın bonservisinin 4.75 milyon Euro olması Tarık'ın suçu değil. Sadece bir savunmacı örneği veriyorum.)

Efsanevi Chiellini, Bonucci, Barzagli üçlüsünden sonra geleceği emanet edecekleri bir savunma hattı arayan Juventus, milli stoperimiz Merih Demiral'a da yatırım yaptı. (Fotoğraf: İHA)

Kısıtlama, kulüpler kadar oyuncuların da algısını değiştiriyor. Sınır nedeniyle kadrodaki yerinin yıllar boyunca garanti altında olduğunu bilen yerli oyuncular, rekabetçilik ve bireysel gelişim konularını göz ardı ettiler. Ancak şu an kulüpler düşük maliyetli yabancı oyuncular bulabiliyor, yarışmacılık için kiralama yolunu seçebiliyor ve gençler de aslanın ağzındaki forma için çok çalışmak zorunda kalıyorlar.

Türk kulüpleri için yabancı sayısının 14'e çıkması nasıl oyuncu havuzunu inanılmaz bir biçimde genişlettiyse, yerli oyuncular için de aynı kural, oyun alanını ve gidebilecekleri kulüplerin sayısını kat kat artırdı.

PAZAR ALGISI

Pazardan peynir alanlar bilir; iyisini bulduğunuzda kolay kolay, en azından 'tat' bozulana kadar, peynircinizi değiştirmezsiniz. Futbolda da bu iş böyle. Sağ bek ve defansif orta saha Fransa'dan alınır mesela! Türkiye için İspanya'dan golcü, Hollanda'dan teknik direktör alınmaz. Türkiye de bu gidişle, savunma oyuncusu arayan Avrupa devlerinin baktığı bir ülke haline gelebilir. Zira düşük maliyetlerle gayet yeterli oyuncular bulmak mümkün.

Ancak konu dünya devlerine geldiğinde oyuncunun sağlam bir ara durağa uğramış olması avantaj sağlıyor. Örneğin Merih, Juventus'a Sassuolo üzerinden; Ozan, Liverpool'a Schalke 04 üzerinden; Çağlar ise Leicester'a Freiburg üzerinden gitti. Bu duraklar, yetenekli oyuncularımız için sağlıklı basamaklar oldular.

Çağlar Söyüncü, Premier League'de forma giyen oyuncuların yaptığı oylama neticesinde yılın 11'ine seçilmişti. (Fotoğraf: Reuters)

Devler aynı zamanda lig veya takım içinden başarılı örnekler, emsaller de arıyor. Örneğin Zeki Çelik, Lille'deki Türk akımına; Çağlar, Premier League'de Ozan'a; Merih de İtalya'da Mert Çetin'e kapı açtı.

Muhtemelen Zeki Çelik için Lille de bir aktarma noktası olacak. Öte yandan tabii ki Türkiye pazarı, sadece Türk oyuncuların sayesinde oluşmuş bir pazar değil. Elbette Avrupalı gözlemciler, geçen sezon Şampiyonlar Ligi'nde yarı final oynayan Olympique Lyon'un Marcelo (Beşiktaş), Marçal (Gaziantepspor), Denayer'den (Galatasaray) oluşan üçlü savunma hattının yolunun Türkiye'den geçmiş olmasını tesadüf olarak okumuyor. Tesadüfse bile ilginç olduğu aşikar!

KUŞAK ŞANSI...

Şans faktörü herkesin etkili olarak kabul ettiği bir faktör değil ancak futbolda şans yok dersek, fazlasıyla teorik konuşmuş oluruz. Adına şans demeseniz de doğru şeylerin, doğru zamanda, doğru yerde, doğru biçimde bir araya gelmesi de oldukça etkili.

2002'de dünya üçüncüsü olan jenerasyon, Euro 2008'de yarı final gören jenerasyon ve şimdi de Euro 2020'ye, dünya şampiyonu Fransa'dan 4 puan alarak giden jenerasyon. 2008 jenerasyonunu bir kenara koyarsak, 2002 ile 2020 jenerasyonunun Şenol Güneş önderliğinde olmasının yanı sıra bir diğer ortak özelliği de olağanüstü bir savunma hattına sahip olması.

2002: Fatih Akyel, Alpay Özalan, Bülent Korkmaz, Hakan Ünsal, Emre Aşık, Ergün Penbe, Abdullah Ercan

2021: Zeki Çelik, Merih Demiral, Çağlar Söyüncü, Umut Meraş, Kaan Ayhan, Ozan Kabak, Mert Çetin ve ek olarak sol bek için muhtemel aday Rıdvan Yılmaz...

2002 kadrosu Dünya Kupası'na gittiğinde bu ekibin kaleci Rüştü de dahil neredeyse tamamı, en azından as savunmacılarının hepsi kariyerlerinin zirve dönemindeydi. Mevcut jenerasyonumuzda ise yukarıda adı geçen isimlerin en 'yaşlısı' 26 yaşındaki Kaan Ayhan. 

Ve en çok heyecan verici olan da bu ekibin 10 maçta yalnızca 3 gol yiyerek Euro 2020 vizesi almış olması. Tam bir organizasyon işi olan savunma kurgusunu doğru oluşturmak için elemanların oyun bilgisinin de üst düzey olması gerekiyor. Genç ve dinamik kardeşlerimiz şu ana kadar alkışlanacak performanslar sergiledi. Devamı gelecektir. Bu jenerasyonun tavanını hayal etmek güç.

Ümit Milli Takım Teknik Direktörü Tolunay Kafkas, yeni jenerasyonun büyük takımlarda forma giymek yerine direkt olarak Avrupa’yı tercih etmesiyle ilgili "Bu oyuncular maalesef ülkemizdeki kulüplerde gelişeceklerine ve süre alacaklarına inanmıyorlar... Merih, Çağlar, Ozan, Yusuf, Zeki gibi örnekler, genç oyunculara daha cazip geliyor” demişti. (Fotoğraf: İHA)

Türk futbolunda özkaynak sorununun ne kadar köklü bir problem olduğu neredeyse futbolumuz kadar eski bir tartışma konusu. Kök salmış sorunun pek çok farklı damarı bulunuyor. Tek bir yazı ile bu probleme işaret etmek de beyhude olacaktır.

Ancak değindiğimiz bu nokta, çözüme işaret ediyor olabilir. Üretmenin kalkınma için ne kadar kritik olduğu aşikar. Futbolda da 'üretmek' yani oyuncu yetiştirmek, endüstriyel futbolda rekabetçi bir noktada bulunmanın yollarından muhtemelen en sağlıklı olanı.

Bu sistemde üretici konumunda bulunan kulüpler için golcü ve yaratıcı hücum oyuncusu yetiştirmek parıltılı bir rüya ancak futbol; gerçeklikle, hayatın gerçekleriyle çok yakın temasta. Kalkınmanın yolu da kolektif bir gelişimden, özetle vasatı yükseltmekten geçiyor.

Kaynak: Özel Haber

Sıradaki Haber Yükleniyor