Bizans, Osmanlı, Cumhuriyet! İstanbul nasıl yönetildi?

Türkiye'de yerel seçimler için nefesler tutuldu. Çekişmeli bir yarışa sahne olan İstanbul'da da heyecan dorukta. İki büyük imparatorluğun başkenti olarak dünyaya hükmeden İstanbul'da şehir yönetiminin nasıl olduğu da merak konusu.

Son Güncelleme:

Doğu Roma İmparatoru I. Konstantinos, 324 yılında antik Byzantion kentinin yerinde yeni bir imparatorluk başkenti kurmaya karar verdi. 11 Mayıs 330’da törenlerle kutsanan Konstantinopolis, bu tarihten itibaren üç kıtaya yayılan büyük bir imparatorluğun başkenti oldu. Bin yıldan fazla bir süre sonra Türkler tarafından fethedilen şehir üç kıtanın başkenti olma konumunu 600 yıl daha sürdürdü. İstanbul, Cumhuriyet'le birlikte idari başkent olma özelliğini kaybetse de Türkiye'nin iktisadi ve kültürel başkenti olarak bütün dünya tarafından tanınıyor. Bugünlerde çekişmeli bir yerel seçim sürecine sahne olan İstanbul'da 4. yüzyıldan bu yana şehir hizmetlerinin nasıl yürütüldüğü merak konusu oldu.

Bizans'ta İstanbul'u 'praefectus urbium' denilen şehir valisi yönetiyordu.

BİZANS'TA BELEDİYE MECLİSİ

Bizans'ta imparatorluk, şehirleri idare etmek için 'praefectus praetori' adı verilen şehir valileri ve 'boulai' adı verilen belediye meclisleri oluşturmuştu. Şehrin esas yönetim organı ise belediye meclisleriydi. Bu meclisler genellikle yerel soylulardan ve şehir halkının temsilcilerinden oluşuyordu. Belediye meclislerinin görevleri arasında, yasa oluşturmak ve şehir bütçesini yönetmek vardı. 

PATRİKHANE ETKİLİ OLDU

İstanbul'un şehir hizmetleri idari bakımdan Bizans'ın diğer şehirleri ile benzerlik gösterse de, imparatorluğun başkenti olduğu için daha merkezi bir yapıdaydı. İstanbul'un yönetimi 'praefectus urbium' denilen şehir valisi, belediye meclisi, askeri yetkililer, dini liderler tarafından yapılıyordu. İstanbul, Bizans İmparatorluğu'nun dini merkezi olan Patrikhane'nin bulunduğu şehir olduğu için kilise, şehrin sosyal ve kültürel hayatında önemli bir rol oynuyordu.

Osmanlı'nın çokkültürlü yapısı şehir yönetimine yansıdı. 

OSMANLI'DA ÇOKKÜLTÜRLÜ YAPI

Osmanlı İmparatorluğu'nda ise şehir yönetimi, tıpkı Bizans'ta olduğu gibi merkezi otorite altındaydı ancak Osmanlılar halkın yerel yönetime katılmasına daha fazla önem veriyordu. Öte yandan Osmanlı şehirleri farklı kültürel, etnik ve dini gruplara ev sahipliği yaptığı için bu durum şehir yönetimlerine yansıyordu. Vakıflar, esnaf loncaları, 'müderris' adı verilen eğitimciler ve muhafızlar, 'Meclis-i Şehir' adı verilen birimlerde yer alıyordu.

İSTANBUL'DA ŞEHREMANETİ

İstanbul, Bizans'taki gibi başkent olduğu için şehir yönetimi bu konumuna uygun bir şekilde yapılıyordu. En tepede padişahın temsilcisi olarak 'Sancak Beyi' yer alıyordu. Kadıasker, İstanbul'daki yargı işlerinden sorumluydu. Subaşılar şehrin polis teşkilatını oluşturuyordu. Şehremaneti olan Şehir Meclisi yerel yönetim organı olarak şehirdeki sorunların konuşulduğu bir yerdi. Mecliste, tüccarlar ve halk temsilcileri yer alıyordu. Esnaf loncaları ve zanaatkarlar da kendi temsilcilerini belirleyerek bu meclislere yolluyorlardı.

İstanbul 1933'te yapılan şehir planının ardından sürekli genişledi. 

1933'TE İLK ŞEHİR PLANI

1923-1924 tarihlerinde Cumhuriyet’in ilk İstanbul Şehremini Haydar Bey’di. Şehremanetinde bir imar komisyonu kurulmuş; şehrin imar hareketleri buradan yönetilmişti. İstanbul’da kapsamlı bir şehir planlama uygulaması ise ilk defa 1933 yılında açılan uluslararası şehircilik yarışmasını kazanan Fransız şehir plancı Henry Prost tarafından yapıldı. 1936 yılında İstanbul Belediyesi ile Henri Prost arasında imzalanan sözleşmeyle İstanbul Nazım Planı hazırlandı.

İLÇELER İÇİN MINTIKA 

1943-1953 dönemini kapsayan On Senelik Plan'da “Mıntıka Planı” adı verilen bir bölgeleme planı yapıldı. Henri Prost, Dr. Lütfi Kırdar’ın valilik ve belediye başkanlığı döneminde de İstanbul’un planlamasını yürüttü. Tek parti döneminde valilik ve belediye başkanlığı yetkileri tek elde toplanmıştı. 1 Nisan 1958’de İstanbul Metropoliten Alanı’nın planlaması çalışmalarına başlayan İstanbul İmar Planlama Müdürlüğü ise şehri İstanbul, Beyoğlu, Anadolu yakası ve Boğaziçi bölgelerine ayırdı. 1960'lardan itibaren hız kazanan göçlerle birlikte de İstanbul'un yeni ilçeleri oluşmaya başladı.

Kaynak: Web Özel

Sonraki Haber