Otomobil hayatımıza nasıl girdi?

Bugün akaryakıt fiyatları, ikinci el piyasasındaki şişkinlik, sıfır otomobil bulunamaması gibi konular sebebiyle her gün otomobilden bahsediyoruz. Peki bu araç hayatımıza nasıl girdi? Osmanlı başta neden otomobillere mesafeliydi?

Son Güncelleme:

Otomobiller yaygın olarak, 19. yüzyılın sonunda şehirlerde boy göstermeye başladı. Otomobillerle birlikte trafik kazası kavramı ile tanışıldı. Tarihte kaydı tutulan ilk trafik kazasının 1891 yılında ABD’nin Ohio eyaletinde gerçekleştiği ifade ediliyor. John Hambert’ın kontrolündeki otomobil yanındaki yolcu ile birlikte bir ağaca çarptı. O tarihte otomobillerin ulaştıkları maksimum sürat sınırlı olduğu için kazada can kaybı yaşanmadı.

ABD’de 1937 yılına gelindiğinde ise 100 bin kişi başına, 30.8 kişi trafik kazalarında hayatını kaybediyordu. Ülkede 1923 yılına gelindiğinde her 150 bin kilometrelik otomobil yolculuğunda 18.65 ölü görülmekteydi.

Peki Türk toplumu otomobil ile ne zaman tanıştı? Dönemin resmi gazetesi Takvim-i Vekayi’de 1832 yılında çıkan bir haberde buhar gücü ile çalışan bir otomobilden bahsedildiği görülüyor. 1861'de Lamore ve Garaçino adlı iki iş insanı buharlı arabanın getirilmesi için Osmanlı hükümetine resmî müracaatta bulundu. Ancak bir netice çıkmadı. 1886-1887 yıllarında Carl Benz ve Gottieb Daimler’in petrolle çalışan ilk motoru üretmesi bütün sektörü ve dünyayı değiştirdi.

Osmanlı döneminde buharlı otomobil örnekleri. 

II. Abdülhamit’in otomobillere olan merakı bilinirken, kendisi için yaptırılan elektrikli otomobillerin İstanbul’a getirildiği biliniyor. Buhar ve elektrikli otomobillerin ardından benzin gücü ile çalışan otomobillere talep 1904 yılına yoğunlaştı. Ancak Bakanlar Kurulu ‘yolların müsait olmadığı’ gerekçesiyle İstanbul için bu talebi olumsuz karşıladı.

1910 yılında Mahmut Şevket Paşa’nın üzerinde ufak kuleler ve mitralyöz bulunan dört otomobili yurda getirmesi büyük olay olmuştu. 1921 yılı Ocak ayında İstanbul’da devlet kurumlarına ait otomobil sayısı 25’ti.

Peki İstanbul’da ilk trafik kazaları ne zaman başladı? Şunu vurgulamak gerekir ki özellikle I. Dünya Savaşı’ndan sonra göçlerle İstanbul’un nüfusu artmış, kalabalık caddelerde bile insanların zor yürüdüğü bir dönem başlamıştı. İhsan Birinci’nin çalışmasına göre; İstanbul’da ilk trafik kazası 1912 yılının bir Ocak ayı günü, İtalyan elçiliğinde çalışan bir İtalyan’ın Arnavut bir vatandaşa çarpıp kaçması sonucunda gerçekleşti. İtalyan fail, polisten kaçamadı ancak otomobil kazalarında o yıllarda çarptıktan sonra kaçma vakalarına çok sık rastlanıyordu.

1920'lerde İstanbul, Bebek'ten bir kare. 

POLİSİN YETKİSİ DIŞINDA

Bu kaza kayıtlara geçmiş olsa da 1908 ilkbaharında Şişli, Kağıthane ve Üsküdar gibi mesire alanlarının da olduğu yerlerde gerçekleşen otomobil kazalarından sonra, bu icadın kaydını tutma ihtiyacı doğduğu da ifade ediliyor. 1910 yılının aralık ayında Beyoğlu’nda bir kişinin ölümü ile sonuçlanan bir trafik kazası da yaşanmıştı. 1916 yılında polis müdürlüğü araçlara hız kontrolü yapma kararı alsa da pek çoğu, askeriye ve yabancı kuvvetlere ait olan bu otomobilleri denetleme yetkisi poliste değildi.

1905-1908-1909 yıllarında ara ara İstanbul’a otomobil girişi de yasaklandı. 28 Eylül 1904 tarihinde gümrükle gelen otomobillerin, aynen geri gönderilmesi kararı alındı. Emre rağmen, yurda kaçak yollardan otomobillerin sokulduğu kayıtlara düşüldü.

EHLİYET GELDİ

İstanbul Emniyeti dönem dönem, dikkatsiz sürücülerin şoförlerinin değiştirilmesi talebi ile üst tabakadaki insanlardan ricada bulunuyordu. 1921 yılında İstanbul’daki bütün şoförlerin ehliyet alması zorunlu hale getirildi. Ruhsatnamelerin ücreti 6 lira olarak tespit edilirken, İngiltere işgal memurlarının şoförlerine 244 ruhsatname ücretsiz verildi.

Plaka konusu da uzun süre tartışıldı. 14 Haziran 1914 tarihinde, 28 Haziran’a kadar resmi ve hususi bütün otomobillere plaka takılması karara bağlandı.

Yine de bu yıllarda özellikle İstanbul sokaklarında görülen tek tük otomobiller gerçekten yollar yetersiz olduğu için sık sık kazalara karışıyordu. Erken Cumhuriyet dönemine bakacak olursak 1928 yılında Vehbi Koç, Ankara ve çevresi için Ford bayiliği almıştı. 1929 yılında Ford Motor Company, İstanbul’da montaj ünitesi kurmuştu.

1929 yılında İstanbul'da açılan Ford Motor Company. 

1927 yılına gelindiğinde ise otomobil kullanan kişiler sigorta şirketleri tarafından ‘tehlikeli’ vatandaş sınırında bulunuyordu. O yıllarda otomobillerin üstlerinin genellikle açık oluşu, ilkbahar ve yaz aylarında trafiğin daha yoğun olduğu sonucunu ortaya koyuyor. Genç cumhuriyet döneminde motorlardan yüksek ses çıkmasını engellemek için araçlara susturucu konması da zorunlu tutuldu.

*Bu derlemedeki bilgilerin önemli bir bölümü Kafkas Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü'nden Doçent Doktor Tolga Akay'ın '20. yüzyıl başlarında İstanbul'da otomobil, kazalar ve trafik düzenlemeleri' isimli çalışmadan alınmıştır.

Ek kaynak: İstanbul otomobil ile 112 yıl önce tanıştı, Erhan Afyoncu, Sabah Gazetesi

Kaynak: Web Özel

Sonraki Haber