Sinemalar neden her filme aynı ücreti alır?

Sinemalar yeniden "Barbenheimer" fenomeniyle gündemde! Barbie ve Oppenheimer rekabeti sinemalara hayat verdi... Peki sinemalar ekonomideki arz ve talep öğretisine aykırı bir şekilde neden her filme aynı ücreti alır? Bazı filmlerin daha pahalı olması gerekmez mi?

Son Güncelleme:

“Barbenheimer” fenomenini doğuran Barbie ile Oppenheimer’in rekabeti popüler kültürü sarıp sarmaladı. Bu fenomen sinemaya gitmeyenlere dahi sinemanın büyüsünü hatırlatmaya yetti. Öyle ki efsanevi yönetmen Francis Ford Coppola dahi “Her iki filmi de izlemedim ama insanların onları izlemek için salonları doldurması sinemalar için bir zaferdir” dedi.

Her ne kadar Netflix’in doğuşu ve arkasından gelen streaming servisleriyle sinemalara olan ilgi eskisine oranla azalsa da tamamen kaybolmuş değil. Halen 2 milyar doları aşan hasılatlar gerçekleşiyor. Aynı yıl içinde 2-3 film milyar dolarlık hasılatlar gerçekleştiriyor. Geçtiğimiz yıl gösterime giren Avatar - The Way Of Water filmi 2 milyar 320 milyon dolar hasılat gerçekleştirirken, Tom Cruise’in devam filmi Top Gun - Maverick 1.5 milyar dolarlık hasılat ile devam filmlerine dair umutları artırdı. 2023 yılında ise Süper Mario Bros animasyon filmi 1 milyar 355 milyon dolar ile 1 milyar dolar barajını aşan film oldu. Barbie’nin gişe hasılatı bu yazının yazıldığı sırada 775 milyon doları aşmıştı! Barbie’nin milyar dolarlık filmler kulübüne katılmasına bir kaç gün kaldı.

Sinemalar hala canlı, insanlar görsel açıdan zevkli filmleri sinemada izlemeye devam ediyor. Sinema salonları ve yapımcılar seyircileri sinemaya çekmek için daha iyi görsel şölen sunan filmler, IMAX, daha iyi ve rahat koltuklar, 4DX(Hareket, titreşim, su, ışık efektleri, koku ve diğer unsurları kullanarak sinema izleyicisini gerçek anlamda filme dahil eden salonlar) gibi unsurları sunuyor. Ancak 1968 yılından beri değişmeyen tek bir şey var: Sinemaların her filme aynı parayı alması…

Sahi? Sinema salonları neden her filme aynı ücreti alıyor? Bazı filmlerin daha pahalı olması gerekmez mi? Örneğin Leonardo Di Caprio ve Robert De Niro’nun oynadığı Martin Scorsese’nin yönettiği bir film ile 30 milyon TL bütçeli bir Türk filmine aynı parayı alması ekonominin ilk öğretilerinden olan arz ve talep dengesine aykırı değil mi? Ya da 3 boyutlu olmayan bir salonda gösterilen(3D salonlar normal salonlardan daha pahalı fiyatlandırılıyor) ve 250 milyon dolar bütçeli Avatar - The Way Of Water ile 30 milyon TL bütçeli bir Türk filminin ya da 35 milyon dolarlık bağımsız bir amerikan filmi ile aynı ücreti alması arz-talep dengesine aykırı değil mi?

1948 yılına kadar büyük film yapımcıları aynı zamanda sinema salonlarının da sahibiydi. Bu da bağımsız sinema salonlarına karşı haksız rekabet oluşturuyordu. 2. Dünya savaşı’ndan sonra savcı Tom Clarke’nin açtığı dava sonrası 1948 yılında ABD’de yüksek mahkeme büyük film stüdyolarının aynı zamanda sinema salonu sahibi olmasını yasakladı. O tarihten bu yana yapımcılar filmlerini sinema salonlarına teslim etmek zorunda kaldı. Bu karar sadece sinema salonu işletmeciliğini yasaklamıyor. Aynı zamanda yapımcıların sinema salonlarıyla pazarlık yapma ve bilet fiyatlarına müdahalesini de yasaklıyor.

Sinema tüketicileri “alışkanlığın gücü”ne ilişkin en iyi örneklerinden biri… Müzik tüketicisindeki fiyat duyarlılığı sinema tüketicisinde bulunmuyor. Teoman ile Madonna’nın İstanbul’daki konserinde bilet fiyatları aralarındaki maliyet uçurumlarından ötürü çok farklı şekilde fiyatlandırılacaktır. Tüketici Madonna’nın konserine istenen bilet fiyatının yüksek oluşuna türlü maliyet ve madonna markasının gücünün de etkisiyle duyarsız kalacaktır. Ancak Teoman konserinin bilet fiyatlarının Madonna konserinin bilet fiyatına yakın olması halinde fiyat duyarlılığının tetiklenmesi muhtemel. Sinema izleyicinin bu tür sorgulamaları çok nadirdir. Konuyla ilgili konuştuğumuz sinema severlerden Ezgi Ceren “Ben bilet fiyatına bakmam. İzlemek istediğim filmse izlerim” diyor. Bir başka sinema sever ise “Bazen bu film bu kadar para etmez demişliğim vardır” diyor.

Davranışsal ekonomi alanı ilgilenen ekonomistler ise sinema biletlerinde dinamik fiyatlandırma yönteminin izleyicinin kafasını karıştıracağı ve seyirci azaltacağını vurguluyor. Ekonomistlere göre, Sinema izleyicisi farklı fiyatlandırmaya hiç maruz kalmadığı için uygulama normal geliyor.

İkinci olarak da sinema salonları nihayetinde kâr amacı güden bir ticari işletmecilerdir. Dolayısıyla bazı filmlere daha fazla fiyat biçerek kapalı gişe oynama riskinden mahrum olmak istemezler. Peki tutmayan az seyirci çeken filmlerin bilet fiyatlarını düşürerek daha fazla seyirci çekemezler mi? Salon işletmecileri bunun için sinema seyircisinin bilet fiyatlarına duyarsızlığını öne sürüyor. “Daha ucuz bilet fiyatı koymam halinde o film daha fazla seyirci çekmez” diyorlar. Eğer ortalama bir Türk filmine “110 TL yerine 50 TL” fiyat koyması halinde müşterinin kafasının karıştıracağını ve yapımcının artık kendisine film vermeyeceğini söylüyor.

Peki filmlerin farklı fiyatlandırıldığı dönem hiç olmadı mı? Sinema biletlerinin fiyatlandırması üzerine araştırama yapan akademisyenler Liran Einav - Barak Orbach'a göre 1970’li yıllarda Washington’da bir kaç yerel sinema salonu işletmecisi bilet fiyatlarını yüzde 67 düşürdü. Bilet gelirleri arttı, mısır patlatması satışları ikiye katlandı. Ancak bu uygulama kendi kârından fedakarlık anlamına geliyordu. Çünkü bilete ödenen ücretlerin yüzde 50’si yapımcıya gidiyor. Yüzde 50’si ise sinema işletmecisine kalıyor(vergiler düşüldükten sonra). Dolayısıyla bilet fiyatlarını düşürmek kendi gelirinden risk almak anlamına geleceği için bu uygulama devam etmedi. Yapımcılar ödenen yüzde 50'lik hasılat payı ise aynı kalıyor.

HER FİLME TEK TİP FİYATLAMA DÖNEMİ SONA EREBİLİR

Son yıllarda sinema işletmecileri ile yapımcılar birçok kez karşı karşıya geldi. Türkiye’de de 2018 yılında sinema salonu şirketi CVG Mars ile yapımcılar karşı karşıya gelmişti. Yapımcılar, hasılattan daha fazla pay istedi. Yapımcılar, işletmecilerin çeşitli kampanyalarla hasılatları artırdığını ancak yapımcıya halen aynı payın ödendiğini vurguladı. Bu tartışma sadece Türkiye’de yaşanmadı.

ABD’de de Disney sinema salonlarının kendilerine ödenen payın yüzde 50’den yüzde 70’e çıkarılmasını istedi. Bu yüzden bazı Disney filmleri ABD’de bazı salonlarda gösterime girmedi.

Sinema salonu işletmecileri için kötü haber ABD Adalet Bakanlığı’ndan geldi. ABD’de Adalet Bakanlığı, ABD’li yapımcıların kendi sinema salonlarına sahip olmayı yasaklayan 1948 Paramount Kararnamesinin yürürlükten kaldırılabileceğini vurguladı. Adalet Bakanlığı’ndan Makan Delrahim “O günün şartları bugün ortadan kalktı” dedi. Yasa 2022 itibariyle yürürlükten kalktı.

Disney sinema salonlarının hasılatından daha fazla pay alma mücadelesini ve kendi salonlarıan sahip olma mücadelesini kazanırsa yakında Disney, Marvel ve Star Wars filmlerini daha pahalıya izleyebiliriz. Sonuçta sinema salonları Disney’e ödeyeceği fazla hasılatın bedelini izleyiciden tahsil edecek.

Kaynak: Haber Global TV

Sonraki Haber